Daily Archives: 4 Şubat 2010

Çözüm Bekleyen Nedir?

Çözüm bekleyen davranış değil, davranışı ortaya çıkaran ihtiyaçtır.

Çocuk ile yetişkin arasında ortaya çıkan gerginliklerin çözümünde öncelikle anlaşılması gereken; hedef alınması gerekinin, davranışın bizzat kendisi olmayıp, davranışı ortaya çıkaran, yani altta yatan dürtünün hedeflenmesi olduğudur. Dürtüler duyguları harekete geçirerek davranışın ortaya çıkmasına neden olurlar. O nedenle, davranışlar değil, altta yatan dürtülerin anlaşılması önemlidir. Örneğin:
huysuz, huzursuz, hırçın davranışların altında karşılanmamış ihtiyaçlar, dolayısı ile gerginlik, mutsuzluk vardır.
İnatçı tutumun altında, karşı tarafın önerilerini red vardır.
Yalan söyleme gibi kandırma davranışlarının altında, başarısızlık, yeteneksizlik vardır.
Saldırgan davranışların altında ise çaresizlik vardır.

“Anne İş’te”
Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin

Davranışın Altında Yatan Dürtü

Çocuğun davranışları her değişim döneminde farklı özellikler içerir. Çünkü, davranışları; içinde bulunulan yaşa ait dürtüler belirler. Dürtüler, o yaş döneminin sonunda kazanılması gereken aşamanın kazanılması için gerekli olan içsel motor güçtür. Sonuç olarak, yaşa özgü olan bu içsel tepkilerin belirlediği çocuk davranışlarının neden ve niçinleri, yetişkin mantığı ile açıklanamaz, anlaşılamaz.
Bu davranışları anlamak için, bu içsel dinamikleri anlamak ve bu bağlamda onun davranışlarını yorumlamak, dolayısı ile bu doğrultuda bir tutum belirlemek gerekir.
Çocuğun içsel dinamiklerinden habersiz ise yetişkin mantığı bu tutumu rasyonel bulmaz. Böyle bir yetişkin bakış açısı ile yönlendirilmek de çocuğun dinamiklerine, bir başka deyişle doğanın gidişine uymaz. Nitekim canlı ile ilgili bilimler masa arkası bilimler değildir. Yani, masanın arkasında oturup, güneşin bir sonraki gün batıdan doğuşunu beklemek gerçekleri yansıtmaz. Canlı bilimleri doğayı takip edip ortalamayı vermek durumundadır. Böyle olunca çocuk davranışlarının yetişkin mantığı ile açıklanmasında ısrar etmek abesle iştigaldir.
Daha da vahimi, yetişmesinde çevresel uyaranların neredeyse yarı yarıya etkili olduğu çocukluk döneminde, gerçekleri yansıtmayan bir tutumda ısrar ediyor olmanın çocuğun şekillenmesinde kalıcı olumsuz etkisinin ortaya çıkacağıdır. Çocuğa doğru yaklaşımın esası, çocuk davranışlarını takip edip doğru yorumlamaktadır. Hiçbir yorum yapılamıyorsa, en doğrusu çocuğu germeyecek yaklaşımın benimsenmesidir.

“Anne İş’te”
Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin
Boyut Yayınları

Yetişkin kimlik, çocukluk döneminde kazanılır.

Çocuğun içsel dinamikleri bilindiğinde, onunla iletişim kolaylaşır. Bunun için süreye değil, doğru yaklaşıma gerek vardır.
Çocuklukta yaşananlar hatırlanmaz ama hiç unutulmaz. Oysa yetişkin dönemde yaşananlar hatırlanır ama hep unutulur. Örneğin, kişi anadilini nerede, ne zaman ve kimden öğrendiğini hatırlamaz ama anadilini hiç unutmaz. Oysa bir yabancı dili, nerede, hangi sözlükten, kimden ve nasıl öğrendiğini hatırlar ama o dili konuşsa, o dilde yazışsa dahi hep sözlüğe bakmak ihtiyacını hisseder. Buradan, beynin çocuklukta şekillendiği, yetişkin dönemde, kazanılmış bu şeklin üzerine yeni kayıtların yapıldığı anlaşılır.
Belki de, annelerin çocuk yetiştirirken gösterdikleri hassasiyetin altında bu gerçeğin içgüdüsel olarak farkında olduklarının payı vardır. Anne, yetiştirmekte olduğu çocuğunun üzerindeki kalıcı etkisinin farkında olduğu içindir ki, özellikle hata yapmamak adına duyduğu sorumluluk duygusu onun davranışına yansır.

“Anne İş’te”
Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin

Neden Bu Kadar Aceleciyiz?

Son günlerde hiç yazamadım. Çocuklarla ilgili her gün yeni bir şeyler idrak ediyorum ama bunları zihnimde yerleştirmek zamanla oluyor. Okuduklarımla yaşadıklarımı biraraya getirmek de öyle. Dün akşam itibariyle yazmak istediklerim yine netleşti. Bakalım nasıl toparlayacağım..

Çocukların kendilerine ait bir gelişme süreci var. Bizler anne baba olarak kendi süreçlerimizi nasıl aştığımızı unuttuğumuz için şu andaki farkındalığımızla çocuğumuzla iletişim kurmaya çalışıyoruz. Bu ne demek, onun o anda içinde bulunduğu gelişme aşamasını göz ardı edip, kendi yetişkin dilimizle konuşmak demek. Onun diliyle değil. Evet, her aşamanın belli bir dili, belli iletişim teknikleri var. Anne, çocuğuyla doğru bir iletişim kurmak istiyorsa, kendi diliyle değil onun diliyle konuşmak durumunda.
Bazı çocuklar görürüz dışarıda ailemizde etrafımızda, ilkokul düzeyindeki çocuk çok büyük laflar ediyordur, aynı anne babası gibi konuşuyordur, ne kadar güzel denir insanların hoşuna gider, büyümüş de küçülmüş sanki denir değil mi? Çocuklarımızı bir yetişkinmiş gibi büyütmenin ne kadar büyük bir yanlış olduğunu yeni anlıyorum. Bir an önce bizim gibi olgun laflar etsinler bizim gibi olgun düşünsünler bizim gibi yardımsever, iyiliksever, kısacası iyi insan olsunlar…… Ne kadar yanlış!!
Çocuğun yalnızca ben ben ben dediği, demek zorunda olduğu, dememesinin anormal olduğu yaş döneminde onu iyiliğe, paylaşmaya, yardımseverliğe yönlendirmenin, iyiliği öğretmeye çalışmanın ne büyük bir hata olduğunu idrakettim!! ne büyük bir hata!!

Neden çocuğumuzu bırakıp çocukluğunu yaşamasına izin veremiyoruz? Sanırım bencilce (bize göre) davranışlarını ilerde de devam ettireceğini düşündüğümüz için.. bu davranışı genellediğimiz için.. bu davranışların yalnızca o döneme ait olacağını düşünemediğimiz için..
Bu davranışlar o dönemde doyurulmaz ise bir sonraki döneme baskılanmış biçimde geçeceklerini ve ileriki yaşlarda kişilik bozukluklarına yol açabileceğini bilmiyor olabiliriz..
Ama öğrenmemiz lazım.. Her anne babanın bunu öğrenmesi lazım..

Birkaç başka yazıda alıntılar yapacağım, bilimsel olarak neyin ne olduğunu neden öyle olduğunu yazmam lazım..