Daily Archives: 13 Mayıs 2010

Türk annelerinin gülünesi halleri…

http://www.ayseninikizleri.com/BlogDetay.aspx?BlogID=78

Bu yazıyı da Damla sayesinde okudum. Süper tespitler yapmış Esra Sert. Güldüm ama ağlamam mı gerekiyordu acaba 🙂 çok trajikomik durumlar çünkü..

Anneliği bu zannediyorlar, hasta etmemek için kat kat giydirmek, haddinden fazla tıka basa doyurmak falan..ama anneler de bunu bile bile yapmıyorlar ki ellerinde değil! yazıya yorumlardan bir tanesinde, bir annenin parkta bir başka çocuğun annesine “çocuğu kaydıraktan kaydırmayın isterseniz, düşebilir” dediğini okuyunca cidden kafayı yememek çok zor diye düşündüm. Nasıl olabilir nasıl yani :))
Tamam kabul ediyorum, çocuğumuz hasta olunca üzülüyoruz, üzülmekten öte gönül yorgunluğu çekiyoruz çok daha zor bir his, herşeye tamam ama arkadaşlar hastalık bu ya, alt tarafı hastalık…! insan bedeni hasta olmadan büyüyemiyor bunun teknolojisi henüz geliştirilmedi, o halde nedir bu zalimlik çocuklara yaptığımız nedir??
Çocuğunuza hasta olmasın diye yaptığınız her türlü telkin onların daha da çok hasta olmasına yol açmaktadır. buna inanıyorum.
Herhangi bir şeyin herhangi bir fikrin savunucusu olmak o fikrin tam tersini kendine çekmekle sonuçlanır. Tam ters durumları yaşatırsınız kendinize…Yani diğer bir deyişle, bir şey olmasın diye deliler gibi çaba gösterirseniz o şeyin olması için her türlü enerjiyi çekersiniz… ve o şey olur…
Aslında biliriz bunları, korkuğum başıma geldi deriz ama bu mekanizmayı kontrol edemiyoruz değil mi? sürekli birşeylerden korkuyoruz..
Konu yine ruhsal mevzulara kaydı… geri döndüm nasılsa yazarım sonra 🙂

Ayşe Arman röportajı..

Ayşe Arman geçen Pazar günü Sabiha Paktuna ile röportaj yapmış. Çok hoşuma gitti. Bazı kısımlarını alıntı yaptım..


* Tamam çocuğa müdahale etmemek gerekiyor ama ben mesela boyama yaparken Alya’ya “Keşke dışarı taşırmasan…” filan dediğimi fark ediyorum. Yapmamam mı lazım?

Evet, yapmamak gerekiyor. O sizi gözler ve öyle öğrenir. Öğüt, geçerli değildir. Geçerli olsaydı 120 bin yıldır buradayız, 120 bin yılda, bütün insanlığın mum olmuş olması lazımdı.

* Peki, sınırı nerede çekeceğim? Korkunç kıyafetlerle dışarı çıkmak istiyor bazen…
Bırakın çıksın. Siz de çocuğunuzu takip edin, davranışlarını izleyin. Bir filin doğumunu izlediniz mi? Müthiştir. O kocaman fil, yavrusunu ayağa kaldırdıktan sonra yürür, ama bir bebek fil nasıl yürüyebilecekse öyle. Ve bebeğinin kendisini taklit etmesini sağlar.

* Mutlu bir çocuk büyütmenin olmazsa olmaz şartları neler?

0-3 yaşı söyleyeyim mi? Tek bir kelime: Emniyet. Çocuk, kendini güvende hissetmeli. 0-3 yaşın oyuncağını söyleyeyim mi? Mimikleriniz ve jestleriniz: “Neredeymiş benim bebeğim? Gel babası gel, bir, biir, biiir…” Bu tür sevgi sözcükleri sarf etmek. Ve dokunmak çok önemli. Bebek, 10 buçukuncu günden itibaren anne karnında sıvılara dokunarak kendi motor sistemini geliştirir. Orada dokunma duygusunu hissedemiyorsa, gelişemez.

* Hamileyken de babanın annenin karnına dokunmasını hisseder mi?
Tabii tabii…

* Peki, bir çocuğa hiç dokunulmazsa ne olur?
Fena olur. Sevgiyle dokunulan çocuğun zihni gelişir, etrafı açılır. Zekanın ve zihnin gelişmesi için kitabi bilgi değil, inceleme ve araştırma kabiliyetini öğretmek gerekir. Bu da dokunmakla, sevgiyle sağlanır.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=14650566&yazarid=12