Hastalık ve tedavilere bakış açıları

İnsanın çocuğu olunca hastalık denen şey çok önemli bir mevzu haline geliyor.

Bir de üstüne benim spritüalist karakterim binince, 20 senedir bütün millete avaz avaz  ruhsal şifa konferansı verip dururken birden çocuğum oluverince onun hasta olma haline karşı duruşum elbette ilgi çekici oldu 🙂

Aslında herşey birbirine bağlı yani hayata bakışını sağlayan -en tepedeki değerlerin inançların- daha aşağıdaki durumlara karşı davranışlarını oluşturuyor. Mesela bir hastalık durumuna karşı nasıl tavır aldığın, en yukarıdaki inançlarının bir sonucu oluyor. Bir insanın en yukarıdaki inancı ne olabilir;

– hayatın amacı tekamül etmektir (olabilir).
– ruh göçü olduğunu biliyorum (olabilir).
– insanların başına gelen her türlü olay onların tekamül ihtiyaçlarından kaynaklanır (olabilir).

en yukarıdaki temel değer ve inançlar herkes için değişebilir. benim gibiler için yukarıdaki maddeler geçerli.

Bu dünyada gözlerimizle gördüğümüz insan bedeninin ve kişiliğinin, bir ele takılmış bir eldivenden ibaret olduğunu bildiğiniz zaman, yani eldiven eskidiği zaman kolayca çıkartıp yerine başka bir eldiven giydiğinizi,
o eldivenin SİZ olmadığınızı, ihtiyaçlarınızı karşılayan bir araç olduğunu bildiğiniz zaman,
o eldivenin belli bir kullanma süresi olduğunu ve zamanı gelince elbette eskiyip yıpranabileceğini hatta yırtılabileceğini bildiğiniz zaman,
eldiveni rahatlıkla kullanabilirsiniz, çünkü SİZİN ELDİVEN OLMADIĞINIZI bilirsiniz.
Eldivene bir zarar geldiğini zaman ELDİVEN OLMADIĞINIZI BİLDİĞİNİZ İÇİN YOK OLMAKTAN DA korkmazsınız.

İşte bu bedenin bir eldiven olduğunu bilen biri gibi yaklaşıyorum hastalıklara ben.

Bu bilgiler bu blog için biraz ağır oldu ama en aşağıdaki davranışın sebebini en yukarıdaki bilgiyle bağlamak zorundayım. Yoksa neden böyle düşünüyor ve davranıyor olduğumun açıklamasını yapamam.

Bunu duyan da çok absürd biri olduğumu sanır 🙂 ben de her anne gibi çocuğum hasta olduğunda asabileşiyorum tabii ki! üzülüyorum uyuyamıyorum kızıyorum etrafa sinirleniyorum vs.vs. bunları ben de doya doya yaşıyorum. Tek fark, ben hastalığın olması gereken yaşanması gereken bir durum olduğunu bilerek yaklaşmaya çalışıyorum. Bu bedeni kullanmaya geldik, tepe tepe kullanacağız ve bu beden sayesinde almamız gereken bilgiyi alacağız. Bu beden, eninde sonunda görevini yapıp eriyip gidecektir. Bu bedenin hasta olmaması için ANORMAL bir ÇABA içine girip BÜTÜN HAYATIMI BU UĞURDA HARCAMAK gibi birşey yapmıyorum. Anneliğin anlamının çocuğu hasta etmemek olduğunu asla düşünmüyorum. Çocuk hasta olduğunda anne iyi bakamamış moduna girmiyorum. Çocuk hasta olmasın diye hasta olmadan ilaç dayamıyorum. Vitamin dayamıyorum. Herşeyden önemlisi hasta olunduğunda, bedenin sana vermek istediği bir işaret olduğunu biliyorum.
Çocuğuma da bunu göstereceğim. Bedenim bana neyi anlatmaya çalışıyor? Başım ağrıyor, bunun sebebi ne olabilir diye kendine sormasını istiyorum. Kalkıp ecza dolabından bir ağrı kesici almasını değil..

Olay hastalık anında KENDİ VARLIĞINI KORUMAK GİBİ BİR İÇGÜDÜye dönüşüyor sanırım. Yani bir yetişkin hasta olduğunda neden paniğe kapıldığını soruyorum kendime ve bu cevabı veriyorum. Kendinin yok olma tehlikesi altında olduğunu mu söylüyor bilinçaltı acaba? Çünkü o bir eldiven olduğunu düşünüyor..
Panik nasıl panik, hemen doktora gitmek gibi, hastalığa küfürler etmek lanet etmek gibi, aşırı bir korkuya kapılmak gibi, aşırı endişe haline girip strese girmek gibi vs.vs.

Can’ın bu hastalığı çok yoğun geçti. Üç gün ve üç gece neredeyse hiç uyumadık. İki defa duşa girdi sürekli ıslak bezle pres yapıldı, bir insanın çocuğunu o halde görmesi daha önce yaşadığım bir duyguya hiç benzemiyordu.. zordu..
AMA bana deseler ki, çocuğun bu hastalığını daha önceden anlayıp üç gün önce antibiyotik vermeye başlasaydın -bu kadar dibe vurmadan- daha kolay atlatsaydın iyi olmaz mıydı? HAYIR derdim. Bunu istemezdim. Hastalık hayatın bir halidir. Bu, benim kendi duygusal konforum için onu “bir hal”den mahrum bırakmak olurdu.

Her çocuğun hasta olmaya hakkı vardır.

En tepe noktasını da yaşasın en dip noktasını da yaşasın. Eldivenin ömrü sona yaklaştığında ondan aldığı fayda diyelim ki 500 bilgi kadar. Ben onun bu halleri yaşamasına izin vermezsem aldığı fayda 100 bilgi kadar olacak. Bunu istemiyorum. Hayatın her türlü halini yaşasın istiyorum. Bünyesinde kıymetli bilgiler biriktirsin istiyorum. Bu hayatın bir özelliği galiba, iyide de kötüde de yaşanılan en üst noktalar hep hatırlanıyor.

İşte böyle.. spritüel anlayış bana hayatın her türlü dramlarına karşı daha yukarıdan bakabileceğim bir bakış açısı kazandırdı.
Çok şükür..
Başka türlü bir hayat ben yaşayamazdım..

You may also like

7 comments

Leave a Comment