Monthly Archives: Şubat 2011

3 yaş durumları..

3 yaş krizlerimiz var son günlerde.
Yanında hiç kimseyi konuşturmamaya başladı. Sinirlenmemek elde değil. Konuşmaya başladığımız anda ama tam o anda “aaaaaaaaa” diye bir ses yükseliyor. Sitemkar bir aaaaaaa ve sonra da üzüntülü bir sesle “ama konuşuyosunuzzzzzzz”, susup anlamsız bir şekilde yüzüne bakıyorum ve devam ediyor “koonnnuuşmaayınnnnnnn”…….

Pazarlık ediyorum, iki dakika ver bize diyorum söz veriyorum, yok faydası..
Kızıyorum olmaz böyle ama diyorum, yok faydası…
Duymazdan gelerek konuşmaya devam ediyorum, yok faydası…

Bu çocuğun acilen okula başlaması lazım diyorum 🙂 pes ediyorum artık, gitsin öğrensin orada kendi kendine biraz birşeyler yapmayı 🙂

Başka bir yeni olayımız da, yaptığı hiçbir şeye karışılmasını istememe 🙂 Önceden de vardı ama bu sefer artık isyan modlarındayız 🙂 Buzdolabının kapağını çarparak kapatmaya taktı şimdi, yapmaması gereken ne varsa bir şekilde mutlaka onu yapıyor. Yavaş kapat oğlum! diye sesimi yükselttiğimde evde kim varsa hemen onun yanına koşuluyor ve şikayet ediliyor! sonra gelip bana “her şeyime karışıyorsun anne!” diye bağırılıyor…

🙂

Televizyon meselesi

Geçen gün Televizyon İzleme konusunda hem Can’la hem de Gülderen teyzeyle konuştum. Daha ziyade konuşmam Gülderen teyzeyleydi. Son günlerde artan televizyon izleme saatleriyle ilgili daha dikkatli davranmasını istedim. O da hep yaptığı gibi bir ihmalinin olmadığı konusunda beni ikna etmeye çalıştı. İhmal var mı yok mu tartışmak istemiyorum dedim çünkü bu çocuğa artık senin yarattığın oyunlar yetmiyor ve bu senin suçun değil dedim. Bunun sonucu olarak da çocuk televizyona yöneliyor çünkü orada daha yeni ve kaliteli uyaran buluyor.
Kısıtlama getirmeyeceğim dedim ama her gün mutlaka dışarı çıkacaksınız dedim. Yarım saat bile olsa çıkacaksınız. Böylece bir parça hallolsa kar kardır dedim. (Ben gittikten sonra Can Gülderen teyzeye “annem seni üzdü mü gülderen?” diye sormuş :))

Bundan bir sene kadar önceydi. Can’ın bütün CD’lerini kaldırdım ve tv izlemeyi yasakladım evde. O zamanlar daha az seğrediyordu ama beni rahatsız ediyordu yine de. Birkaç hafta böyle gitti sonra Gülderen teyze benimle konuştu ve bunu yasaklamamamız gerektiğine beni ikna etti. Bir şeyi yasakladığında karşı tarafın o şeye daha düşkünleştiğini söyledi ki bu benim zaten bildiğim ve uyguladığım bir şey. Ayrıca Can’ın da gün içinde gidip gidip baktığını cdlerini bulamayınca çok üzüldüğünü, buna değmeyeceğini söyledi. Onu dakikalar boyunca tv.nin karşısında tutmasının imkansız olduğunu söyledi ve doğruydu çünkü bizim bakıcımız sürekli konuşan ve çocukla oynamaya bayılan bir tiptir. Can televizyon izlerken onun yanında otururken gerçekten sıkılır ve bir süre sonra konuşmaya başka oyunlar kurmaya başlar ve Can da kalkıp tv.yi kapatıp onun yanına gider. Herşey böyle cereyan eder bizde 🙂
O’nun dediğine hak vererek yasağı kaldırmıştım ben de. Her ne olursa olsun bir şeyi yasaklayarak çözüme ulaşılamıyor. Hem zaten Can’ın ingilizceye olan merakı bu cd.ler sayesinde olduğu için tv. seğretmesi hoşuma da gidiyor ama kontrollü olarak.. Daha üç yaşında ve en az 50 kelimeyi günlük konuşmalarının aralarına katarak kullanıyor olması çok hoş birşey.
Her neyse, bu zamana kadar böyle idare ettik ama artık son dönemde dediğim sebeplerden dolayı artırmıştı.
Son iki gündür anladım ki, bulduğum dışarı çıkma çözümü işe yaradı. Can dışarıya çıkmaya düşkün değildir, bazı günler teklif edildiği halde ısrarla çıkmak istemiyor. Bu şekilde bir görevmiş gibi çıkmak ona da iyi gelecek, zaten çıkana kadar bütün tembelliği 🙂 çıkınca da girmek istemez. Son iki gündür daha uzun süre dışarıda kalıyorlar ve çok iyi oluyor. Doğru zamanda ve doğru şekilde yapılan uyarılar işe yarıyor. 🙂

Okul Hayatı

Can artık okula gitsin istiyorum. Kendimi iyice adapte ettim sayılır. Evdeki oyunlar sınırlı kalmaya başladı. Hep aynı şeyleri tekrar ediyorlar. Kendisi de bu sefer değişik televizyon programlarına takılmaya başladı. Çünkü oyuncaklarından sıkılıyor artık. Şimdi bu çocuğa hayır televizyon seğretmen sakıncalı diyebilir miyim? Yapacak daha iyi bir alternatif sunamazsam diyemem öyle değil mi?
Kışın okula gitmesin hastalık sayısını azaltalım diye düşündüğümüzü yazmıştım, sanki hiç hasta olmadı 🙂 düşücem ters tepti, acaba Mart ayında ufaktan başlatsam mı diyorum.
Bakıcımız Can 6 aylıkken işe başlayan ve halen de Can’ın yanında devam eden bir teyze. Can onu çok seviyor doğal olarak, hani yerinde oturup duran biri de değil, yarış da yapıyorlar, top da oynuyorlar, hertürlü faaliyet suluboya, resim, hamur işleri, kesme yapıştırma ne ararsan var, şarkılar danslar ama sonuçta hepsi de dönüp dönüp yeniden başlıyor. Can’ın yeni çocuklarla tanışmaya ihtiyacı var. Geçen cumartesi Selinnaz’ın doğumgününde yeni çocuklar gördü, onların davranışlarını takip etti, onları çok ilginç bulduğunu hissettim. 🙂 Okula başlayınca evdeki saf ve korunmuş halinin kalmayacağını düşündüm. Arkadaşlarının davranış şekillerini kopyalayacağını ve hatta değişik huylar edineceğini görebiliyorum. Bazılarını seveceğim, bazılarını sevmeyeceğim muhakkak.
Okula başlayınca daha sosyal olacağı kesin, insanların arasına daha rahatlıkla girebilecek, hiç rahatsızlık hissetmeyecek, çekingenliği azalacak, belki daha çok konuşacak vs. ama istemediğim bir şey var ki o da vaktinden önce birşeyleri öğrenmesi. Bir dolu annenin tersine ben çocuğumun bir an önce büyümesini istemiyorum. Büyükmüş gibi olgun davranışlar içine girmesini de istemiyorum. Yapay bir saygı yapay bir laf dinleme kısacası mecbur olduğu için birşey yapmasını istemiyorum. Çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasını istiyorum. İnatsa inat olsun ağlamaksa istediği kadar ağlasın oyuncağını vermeyecekse vermesin yemek istemiyorsa yemesin hepsini memnuniyetle kabul ediyorum. Ama bir okulda olmazsa olmaz kuralların olması gerektiğini de elbette biliyorum. Çeşitli durumların içinde olması ona çeşitli halleri kazandıracak mutlaka. Yalnızca okulla birlikte gelen büyümeyi dikkatli takip edeceğim, bu büyümenin yaşıyla paralel olmasına özen göstereceğim.
Bugünlük düşünceler bu kadar…

Şubat

Hastalıkları atlattıktan sonra nihayet kendimize geldik ve tekrar eski düzenimizde hayat akmaya başladı. İlginç olarak Okan her ikimizin her iki hastalığından da hiç etkilenmedi… bir de kendimle övünürdüm :))
Şimdi Ebru’nun tavsiyesiyle Sevginin Saklı Simetri’si kitabını okuyorum. Aile dizimleri oldukça ilginç bir konuymuş. Vicdanın işleyiş şekillerinin ve bunun aile bireyleriyle nasıl alakalı olduğunu şaşırarak anlıyorum.
Canın kreşe başlama tarihini 18.Nisan olarak belirledik. Herşey umduğumdan daha iyi giderse bir aya kalmaz tam gün devam edecek, yok eğer yavaş yavaş adapte olduğunu görürsem kendime 2 ay verdim, yarım gün devam edecek. Ondan sonra da ya alışacak ya alışacak 🙂
Bu aralar kendimi çok durağan modda ve sakin hissediyorum.
Fırtına öncesi sessizlik olabilir 🙂

Hastalık, hafta sonu, yorgunluk

Zaten şu üç kelime bütün haftasonumu gayet güzel anlatıyor.
Can’ın hastalık mızmızlığı, bütün gün evde olunca evin sürekli bir şekilde dağılması ve benim mütemadiyen toplama halim, bundan kaynaklanan asabiyet, yemek yaparken ağrıyan bacaklar, o bacaklara yapışan ve oyun isteyen Can, amaaan dedim yani yeter artık, oturayım biraz hiçbir şey yapmayım yeter! Tipik anne yorgunluğu ve bezginliği yaşadım bütün haftasonu.
Tek fark, cumartesi akşamı kuzenimin çocuklarının sünnet törenine gitmemizdi, uzun zamandır görmediğim İstanbul’daki kuzenlerimi ve eski iş yerimden insanları gördüm, çok mutlu oldum.
Yarın yine Can’la birlikteyim, bakıcımız da hasta. Zaten biri hasta olunca diğeri de hasta oluyor hemen. Bu çocuğu baharda okula başlatalım dedik, amacımız kışın hastalanmasını önlemekti ama hiç de işe yaramıyor. Aralık ayında iki defa hastalandı, bu üçüncü hastalığı, bu kış noluyor böyle?? Off..