Doktor Kimdir?

Benim çocukluğumda, insanlar hasta olurlardı doktora giderlerdi doktor teşhis koyar ilaç verirdi, o ilaç alınır ve iyileşilirdi. Şimdiki gibi bir doktorla kalınmayıp ikinci üçüncü doktorlara gidilir miydi? Şimdiki gibi bir doktorun koyduğu teşhisin doğru olmama ihtimali var mıydı o zaman da? Ya ben hatırlamıyorum ya da gerçekten bugünkü gibi değildi bu durumlar.

Artık doktrolara nasıl güvenilmediğini gördükçe hayretler içinde kalıyorum. Özellikle de çocuk doktorlarının söylediklerinin birbiriyle olan tutarsızlığına çok şaşırırdım ilk zamanlarda. Şimdi Can 3 yaşını doldurdu durum çok da farklı değil. Yine bir doktorun dediğini diğeri demiyor! Hem de öyle basit konularda da değil bu çelişkiler. Örneğin bir geniz eti meselemiz vardı bizim. Bir doktora gittik, evet var ameliyat olmalı derken diğer doktor hayır geniz eti yok diyebildi! Bu iki doktor da KBB profesörü üstelik!!

Neyse, asıl yazmak istediğim bu değildi aslında.. Son günlerde yaşadığımız hastalıklardan doktor muayenelerinden sonra bende biriken düşünceleri yazmak istiyorum. Her ailenin kendi değer ve alışkanlıklarına bağlı olarak bir hastalık felsefesi var, yani bazı aileler çok ilaç kullanmayı sevmiyor bazıları ilaç vermeyi seviyorlar, bazıları üstüne başına terlemesine üşümesine aşırı dikkat ediyor bazıları umursamıyor, bazıları çocukları hasta olmadan önce ilaç yüklemesi yapıp hasta olmalarını engellemenin doğru olduğunu düşünüyor bazıları da artık geç kalıncaya dek önlem almıyorlar, bazıları da ortalarda bir yerlerde işte. Ama her ailenin bir düşünce şekli var. Bu düşünce şekline göre tedavi şekilleri de değişmeli diye düşünüyorum. Doktor önce aileyi ve çocuğun yapısını tanıdıktan sonra o çocuğa özel bir tedavi uygulayabilmeli. Dün gittiğimiz doktor, bazı çocukların bazı ilaçlara tepki vermediğini söyledi. Bu ilaçları denememiz ve görmemiz gerekiyormuş. Bunun gibi çocuğa özel olan tedaviler olmalı. Örneğin sudafed bazı çocuklarda huzursuzluk huysuzluk yapıyor bazılarında yapmıyor. Doktorun bunu bilerek hareket etmesi çok önemli. Çünkü ailede o doktora karşı bir güvenin oluşabilmesi için önce doktorun kendilerini anladığını hissetmeleri lazım. Ben karşımdaki doktorun benim bakış açımı bildiğini ve buna göre konuştuğunu görürsem itimadım artar. Gerçekten de artık ihtiyaçlar öyle çeşitli hallerde ortaya çıkıyorlar ki, milyon tane renk tonu gibi herkesin istek ve ihtiyaçları farklılaşmış durumda. Hastalıklar ve bunlara bağlı ihtiyaçlar da aynı şekilde. Aynı hastalığı geçiren iki çocuktan biri bir haftada iyileşirken diğeri iki haftada bile iyileşemiyor. Aynı ortamda bulunan on çocuktan yedisi hastalanıyor ama diğer üçüne nedense bulaşmıyor.

Çocuğun ve ailenin gerçek ihtiyacını görebilmek ve buna uygun tedavi önerebilmek her doktorun yapabileceği bir şey değil. Bunu bilebilmek için sezgilerini kullanan bir doktor, yaptığı işi seven bir doktor ve herşeyden önce insan seven bir doktor olmak gerekiyor. Bir hastanede her yarım saatte bir karşısına çıkan bir kişinin taa ruhunu görebilmek onun nasıl bir insan ve ne tür bir ihtiyaç içinde olan bir insan olduğunu anlayabilmek ve bunu hiç yorulmadan yapabilmek de öyle kolay bir iş değil. Bir noktadan sonra hepimizin işleri gibi bu iş de otomatikleşmiş bir hale bürünebilir. Kabul ediyorum. Karşısına çıkan hastanın gözlerine bile bakmadan -bırakın anlamaya çalışmayı- dinlemeden bile kitaptan öğrendiği şeyi uygulayıp kitaptan öğrendiği reçeteyi yazıp gönderen doktorlar malesef çoğunlukta. Başka her türlü iş dejenere oluyor da, doktorluk saf mı kalacak, hayır doktorluk da dejenerasyondan payını alacak elbette! Sonuçta onlar da insan, yaptıkları hatalar çok pahalıya mal olsada onlar da insan..

You may also like

Leave a Comment