Monthly Archives: Ağustos 2015

Kardeşlerin bağlılığı..

IMG_9281Eren’le ilgili pek de yazmadığımı farkettim.

Can hakkında yazdıklarım senelerce benim hayatımda nasıl gelişmeler olduğunu anlatıyor, Eren için de bazı şeyler yazmalıyım. Eminim ki Eren ile ilgili yazdıklarım Can hakkında yazdıklarımdan çok farklı olacak.

Can küçükken daha farklı bir Nihan vardı, Eren küçükken çok daha farklı bir Nihan var.

Onlar büyüdüklerinde bu yazıları okuduklarında anlayacaklar annelerinin nasıl değiştiğini, geliştiğini, nasıl hayatı daha çok sevdiğini 🙂

Pazar günü Eren 2 yaşını bitirecek. İnanılmaz hızlı geçti göz açıp kapayıncaya kadar lafı çok klasik olacak ama doğru 🙂 ayrıca tüm hayatın göz açıp kapayıncaya kadar geçtiğini düşünürsem fena sayılmaz 🙂

Kendisi son derece keyifli bir bebekti, çocukluğa geçişi de çok keyifli yaşıyoruz. Duygusal hallere karşı çok daha esnek bir varlık var karşımda. İniş çıkışlara karşı daha dayanıklı bir çocuk Eren. Duygu hallerini çok ciddiye almıyor, gelip geçmesine izin veriyor. Fiziksel dayanıklılığı da yüksek, öyle herşeye ağlamıyor, takmıyor. İsteklerinde çok inatçı, bir şeye kafayı taktığında onu bir şekilde yaşaması gerekiyor, olamıyorsa da olamadığını gördükten sonra vazgeçiyor. Benim söylemem yetmiyor, kendisinin yaşaması gerekiyor, ikna edilmeye çok müsait bir çocuk değil.

Daha çok bebekken bile abisi ile aralarında müthiş farklar olduğunu görebiliyorduk. Gerçekten de büyüdükçe farklar açık seçik kendini gösteriyor. Bazı şeylerin doğuştan geldiğini görüyorum, ailenin yaklaşım tarzı bu farkları oluşturuyor olamaz. Çok daha farklı bir mekanizma var bu işin içinde. Aynı ailede büyüyen kardeşlerin birbirlerinden farklı karakterlerde olması. Ama bir yandan da bazı özelliklerinin çok benzemesi… Göreceğiz daha ileride neler yaşanacak aralarında 🙂

Kardeşler küçükken ne kadar çok güzel anı biriktirirlerse büyüdüklerinde o kadar bağlı oluyorlarmış birbirlerine.. ne kadar doğru!

Birbirlerine kızsalar kavga etseler de (sabrımın yettiği kadar tabii 🙂 ) izin veriyorum onlara, birlikte birşeyler yaşasınlar yeter ki, çünkü kavga da etseler sonra barışıp eğlenmeye devam ediyorlar. Bol bol anı biriktirme dönemi….

Let’s live in the now…

Formlar Dünyası..

Hiç plan yapmadan şu boş sayfanın önüne geçtim. bakalım ne olacak diye.

Dış görünüm ne kadar önemli hayatlarımızda değil mi?

Hiç önemli değil deriz ama aklımız fikrimiz nasıl daha iyi, daha akıllı, daha güzel görünebilirim diye düşünür..

Herhalde farklı bir boyuttan bakıldığında, nasıl göründüğümüz içimizden taşan enerjiye bakılarak anlatılabiliyordur.

Yani üzerinde ne olursa olsun, makyajın olsun olmasın, içerden dışarı taşan şeyi görüp ona göre tanıyorlardır insanları. Şeffaf insan gibi.

Kendimizi kendi dışımızda sahip olduğumuz şeylerle tanımlamaya çok alışmışız. İsmimiz, eğitimimiz, değerlerimiz, inançlarımız bütün bunlar bizi biz yapıyor veya yapıyor-muş gibi düşünüyoruz. Tüm bunların da arkasında daha başka daha sabit daha değişmeyen, daha duygu-düşünce içermeyen, daha güçlü bir BEN olabileceğini hiç düşündünüz mü? İsmi, şekli, inançları, istekleri, mutsuzlukları, hedefleri, kısacası formu olmayan bir BEN..  Hiç bir form taşımaksızın içerde bir BEN var. O bu bedenle veya bu bedenin taşıdığı isim altındaki kurduğu karakterle alakası olmayan bir BEN. O daha formsuz, o daha sonsuz, o doğumla ölümle sınırlı olmayan bir BEN. O’nu zaman zaman anlık da olsa hissedebilirsiniz. Doğanın içindeyken, hiçbir şey düşünmezken, oldu ya bir an geldi o an hiçbir şeye yorum yapmadan yalnızca durdunuz, kaldınız. O an ‘da içinizde hissettiğiniz şey.

Sokakta bir sandığın üzerinde oturuyorsunuz ve gelip geçen insanlardan yardım dileniyorsunuz. S e n e l e r c e.. Sonra birisi o sandığın içinde ne var baktın mı hiç diye soruyor. Kalkıp sandığı açtığınızda orada seneler boyu dilenerek istediğiniz, ihtiyacınız olan her şeyin dolu dolu var olduğunu görüyorsunuz….. vavvvv….

7 yaş soruları..

Oğlum inanılmaz güzel sorular sormaya başladı.

Alakasız bir anda geliyor sorular, arabadan inmiş eve girerken mesela  “Anne birinin evine hırsız girdiğinde polisi ararız, polis hırsızı yakalar değil mi, yani anne hep iyiler kazanır değil mi?”

Hep iyiler kazanır değil mi?  … hadi bakalım..

Bir yandan çok seviniyorum coşuyorum bu soruları duyunca diğer yandan daha özel bir zaman ayırıp uzun uzun anlatmak istiyorum bunu beceremiyorum. Zaman ayırdığım zaman da Can konuşmayı istemiyor oluyor.. Karar verdim sorduğu anda, ne söyleyebilirsem o kadar söylüyorum, başka bir ana bırakmıyorum artık..

Soyut kavramları anlamaya başladığı yaştayız. Yani zihni bir yetişkin zihnine yaklaşıyor artık. “Allah” üzerine konuşmak istiyor, soyutu zihninde bir yere oturtacak senden yardım istiyor. Bence 7-11 yaş arası harika bir dönem!!

Ne mutlu ki, içim olağanüstü rahat bir biçimde oğluma vereceğim cevaplar var. O’na kendi algımı anlatabilirim ve diyebilirim ki “ben böyle hissediyorum sen de büyüyünce böyle veya farklı hissedebilirsin.”

Şöyle bir cevap verdim ona:

“Oğlum her zaman iyiler kazanmayabilir. Daha doğrusu her zaman iyiler kazanmıyor gibi görünebilir. Hırsız eve girer, ama polis hırsızı yakalayamaz. O zaman iyiler kazanmıyor gibi görünür. Ama zaman geçer ve evine hırsız giren insan, “iyi ki böyle olmuş ben bu olaydan birçok şey öğrendim” diyebilir. Yani her olayda hepimiz bir şeyler öğreniriz. Bu iyi bir şeydir. “

Tabii ki ortam müsait olsa konuşur da konuşurum ama zaman yok.. zaten olmasın da. Bir kaç cümleden sonra tam dikkatini toplayamıyor. Çünkü zaten alacağını birkaç kelimeden de alıyor olmalı.

Livinginnow