Monthly Archives: Temmuz 2017

Çocuklar Büyüyor ve Biz de…

Küçükken bir an önce büyüsün isteriz, büyüyünce de ne güzeldi eski günler deriz..

Niye hep içinde olduğumuz AN’ı değilde başka bir AN’ı istiyoruz?

Hep bir sonraki AN için özlem duyuyoruz?

Çok acaip bir mutsuz olma iştahı var herkeste..

Gerçekten insan dışında hiçbir varlık kendisine bu kadar acı çektirmeye istekli değil şu dünyada..

Daha yukarıdan bakmak bu kadar zor olamaz, çıldırdığımız her hangi bir durumda o ortamdan çıkmak (zihinsel olarak) ve daha yukarıdan bakmak ve olayın ne kadar da anlamsız olduğunu görmek, hele hele çıldıracak bir şey hiç olmadığını görebilmek lazım. İşte bunu biz hangi anlarda idrak ediyoruz biliyor musunuz, çok büyük acılar yaşadığımız zaman idrak ediyoruz. “Ya ben ne küçük, ne önemsiz şeylere kızmışım, üzülmüşüm bu güne kadar” deyip….

Evet çocuklar ebeveynlerin sınırlarını genişletmekle görevliler sanki.. Sanırım büyüme çağında annenin hem çok yorgun hem çok kızgın ama bir o kadar da yoğun zihinsel ve ruhsal gelişimi yaşandığı için o dönem bittiğinde bu kadar çok özleniyor..  Çünkü olayların bağırış çağırışın içinde hep sınırları genişletme esneme hareketleri var.. Dolayısyla bir gelişim var.. Çocuklar kendi hayatlarını kurduğunda yine sıkıntılar bitmiyor tabi çünkü gelişim için sıkıntı şart.

Yani büyümelerine şahit olmak hem güzel hem de yorucu. Çocuklarımız bizim şükür sebebimiz, keşke her anlarını zevkle yaşayabilsek..

Tutkular

Hayatta “tutkum” diyebileceğimiz bir şey bulabilmek zor mudur?

O öyle birşeydir ki “evet işte bunun için yaşıyorum” dedirtir insana.. Daha çok sanatla eşleştirilen bir kelime bu, onlar sanki tutkularının peşinden koşan az sayıdaki mutlu insanlar sadece..

Ama bir doğa sevgisi de tutkuya dönüşebilir değil mi mesela? Veya bir matematik sevgisi de..

Her sabah uyandığında bir insan o günü hevesle karşılayabiliyorsa, bugün de bunu yapacağım diye gözleri parlayarak evden çıkıyorsa, ne anlamlı bir hayattır yaşadığı..

Diğer yandan hayatının her ‘an’ı da bir anlam taşır kendi içinde.. Yataktan kalkmak, mutfağa yürümek, çayı koymak, bir zeytini ağzına atmak, arabanın radyo düğmesine basmak, kırmızı ışıkta beklemek… her an mı yoksa değerli ve yaşanası hayatımızda?

Bir hedefe kilitlendiğinde ve sadece onu yaptığın zamanlar mı mutlu olursun, yoksa yaşadığın her an mı -eğer içindeysen o anın- seni mutlu kılar?

Peşinde koşup o şeyin, sonra onu bulduğumuzda mı mutlu oluruz? Yoksa mutlu mutsuz iyi kötü hayatın her anı mı -eğer içindeysek o anın- mutluluk mudur?

Deli sorular değil mi 🙂

Aslında cevabı bildiğimiz…

Living in Now

“Whenever anything negative happens to you, there is a deep lesson concealed within it, although you may not see it at the time.”

“Negatif bir şey yaşandığı zaman, o an için görülemese de bunun içine gizlenmiş derin bir ders mevcuttur.”

Eckhart Tolle