Monthly Archives: Kasım 2019

Bournemouth / UK Vol.3

İnsanın farklı yaşamlar görmesi ne kadar öğretici.. Vizyon genişletici bir olay.. Herhangi bir şey benim yaptığımdan farklı şekilde de yapılabiliyormuş, benim yaptığım en güzeli en doğrusu olmayabiliyormuş.. bunu görüyor insan..

En basit yemeğinden, en derin inancına kadar… hiçbiri hakkında tek bir doğru yok.. yalnızca kendi seçimlerimiz var..

Beni heyecanlandıran şey, birinin herhangi bir şeyi benden daha üst bir bilinç seviyesinde yaptığını görmem oluyor. Bana göre bir üstü demek daha kapsayıcı olması demek. İnsana faydasının daha yüksek olması demek. Örneğin ne yediğimiz ne içtiğimiz meselesi.. insanlar bu ülkede yediklerine çok daha dikkat ediyor.. ne yediği nerede ne şekilde beslendiği belli olmayan hayvanların etlerini yemiyorlar.. Marketlerde bizim gibi açık et reyonları yok.. Hepsi paketli ve paketin üzerinde hangi çiftliğin hayvanı olduğu, neyle beslendiği yazıyor.. İnsanlar yediklerinin sağlıklarına direk etki ettiğinin artık idrakindeler.. İngiltere’de vegan sayısı 3,5 milyona çıkmış, bu da nüfusun %7’sine denk geliyor.. çok büyük bir oran. Veganlık trendinin yükselişinde İngilizler için en büyük etkenin çevreye verilen zarar ve iklim değişikliği olduğunu söylüyorlar. Şimdi bu daha üst bir bilincin idraki değil de nedir?  Hayvancılığa bağlı sera gazı salınımı inanılmaz yüksek dünyada.. Ben et yememeyi geçtim kendi ülkemin insanlarının yiyecek seçerken daha bilinçli olmasını istiyorum o kadar..

Hep deriz ye, “benim bir bedenim var” diye.. bu ayırım doğru değil, yani “ben” ve “bir beden” ayırımı… aslında “ben bedenimim” dememiz daha doğru.. çünkü benden ayrı bir beden yok ortada. Zihin bu ayırımı yapıyor, kopartıyor bu bütünlüğü .. mindfulness egzersizleri kişiyi zihninden çıkartıp bedenine odaklıyor, hislerinin duyumlarının üzerine.. hiç umurumuzda olmayan hep ittiğimiz o hislerin…

Konumuza geri dönecek olursam.. insana duyulan saygı.. çok heyecanlandırıyor beni.. sokaklarda sigara içilmiyor, bir yerde bir insanla görüşmek istediğinizde dakikalarca beklemiyorsunuz o kişi hemen geliyor sizinle ilgileniyor, insanlar parklarda yeşil alanlarda bol bol vakit geçiriyorlar saygılı bir şekilde..hele otobüsler.. binmek isteyenlerin önce inecekleri beklemeleri.. tek kapı var çünkü.. müthiş birşey.. ve tabii ki çok kozmopolit bir ülke, en küçük şehirinde bile arap, suriyeli, macar, ne ararsan var, onlar da gayet güzel uyuyor tüm kurallara..

Elbette hoşuma gitmeyen de pek çok şey gördüm buralarda onları da devam eden yazıda yazayım..

Sevgiyle kalın 🙂

Bournemouth/UK vol.2

Çocuk.. henüz 12 olmamış birkaç ay kalmış 12’nin bitmesine..

Anneye diyor ki, bilmem kimin oğlu Bodrum’da otel tatili yapacakmış, dersleri de hiç kendisininkiler kadar iyi değilmiş, ben de onu İngiltere’ye dil okuluna götürüyormuşum bu ne haksızlıkmış. Tatil dediğin otellerde kalmak ve hiç ders mers çalışmadan havuza denize girmekmiş.

“Bak” dedim.. “canım oğlum.. seni anlamaya çalışıyorum ve haklısın.. ama ne olur bunun gerçekten haksızlık olup olmadığına karar vermek için biraz daha bekle.. Gidelim, gelelim.. Yaşayacaklarımızı yaşayalım daha sonra tekrar konuşalım olur mu?” dedim. “Tamam” dedi..

Varacağımız yere nasıl gideceğimizi önceden çalışmıştım fakat hesapta olmayan durumlar çıktı -tabii ki çıktı 🙂 – eve varmamız tahminimizden uzun sürdü ve yorucu oldu. Neyse ki evimizi beğendik ve çocuklar yadırgamadan ilk gecemizi geçirdik.

İkinci günümüzde Can’ın okuluna giden yolu yürüdük, okulu dışarıdan gördük, biraz market alışverişi yaptık ve eve döndük. Çocukların etrafa aval aval bakarak yürümeleri, özellikle Eren’in evleri, yolları, insanları kocaman gözlerle seyretmesi beni inanılmaz derecede mutlu etti. Geliş sebebim işte tam da buydu.. Yeni insanlar, yeni mekanlar görmeleri, farklı karakterler tanımaları, yeni konuşma dilleri duymaları, farklı insan davranışları görmeleri, yeni bir havayı solumaları.. beyinlerde yeni nöral ateşlenmeler çoktan başlamıştı bile 🙂

Sonraki ilk hafta Can açısından muhteşem geçti. Kendi de inanamadı ben de beklediğimden daha çok şaşırdım.

Evet eninde sonunda bu gezi+okul’un ona katacağı şeyleri kendisinin de fark edeceğini biliyordum. Ama bu kadar çabuk olması!! :))

İlk günün sonunda onu almaya gittiğimde ondan bile daha heyecanlı olduğumu itiraf etmeliyim. Daha sonraki günler, sınava girmesi, seviyesinin belli olması, onu koydukları sınıftaki arkadaşlarıyla tanışması… Herşeyin bir anda olması ama bir o kadar uzaması…

Bir Can gördüm, her akşam okuldan çıktığında ağzı kulaklarında, gözler parlıyor, her sabah mutlulukla uyanıyor hiçbir laf söylemeden güle oynaya okula gidiyor, böyle bir Can, bu ülkede kaç sene boyunca bir gün bile bu şekilde gitmemiş okuluna :)))))

“Anne burası hiç okul gibi bir okul değil ki..” söylediği buydu. Çok da detay vermiyordu. Oyunlar, heyecan, sınıftaki özgürlük, eğlence en çok duyduğum şeyler oldu. Kış dönemi ülkenin resmi okullarında eğitim alan çocukların bu kadar eğlendiğini düşünmüyorum. Dil okulları İngiltere’nin sektördeki en büyük gelir kalemlerinden bir tanesi ve dolayısıyla giden çocukların tekrar gelmek istemeleri çok önemli. Yaz modunda hem eğlenip iyi vakit geçirecekleri hem de İngilizce konuşma pratikleri yapabilecekleri programlar oluşturmuşlar.

En büyük kazancımız neydi diye sorarsanız, bence İngilizcesini geliştirmesi değildi.

Bence biz en büyük hatayı her şeyi parçalayarak yapıyoruz hayatta. Bir kursa gidersiniz bir eğitmenden birşey öğrenmeye, ismi budur. Ama o kurs size orada anlatılanlardan daha fazla şey katar.. veya sizi bozar.. O sırada kimlerle olduğunuz, hangi ruh hallerinde olduğunuz, ilişki kurma biçimleri, belki milyonlarca girdi oluyor varlıksal alanımıza.. bizi değiştiren, geliştiren.. ama biz sadece orada anlatılanları aldık mı almadık mı diye düşünüyoruz. Hayatı ve olup biten olayları bir bütün halinde algılayamıyoruz.

Devamı vol.3’te..

Yazdıkça yazası geliyor insanın 🙂 Arkadaşım çok az anlatmışsın dedi, onun için de yazacağım uzun uzun…