Bournemouth/UK vol.2

Çocuk.. henüz 12 olmamış birkaç ay kalmış 12’nin bitmesine..

Anneye diyor ki, bilmem kimin oğlu Bodrum’da otel tatili yapacakmış, dersleri de hiç kendisininkiler kadar iyi değilmiş, ben de onu İngiltere’ye dil okuluna götürüyormuşum bu ne haksızlıkmış. Tatil dediğin otellerde kalmak ve hiç ders mers çalışmadan havuza denize girmekmiş.

“Bak” dedim.. “canım oğlum.. seni anlamaya çalışıyorum ve haklısın.. ama ne olur bunun gerçekten haksızlık olup olmadığına karar vermek için biraz daha bekle.. Gidelim, gelelim.. Yaşayacaklarımızı yaşayalım daha sonra tekrar konuşalım olur mu?” dedim. “Tamam” dedi..

Varacağımız yere nasıl gideceğimizi önceden çalışmıştım fakat hesapta olmayan durumlar çıktı -tabii ki çıktı 🙂 – eve varmamız tahminimizden uzun sürdü ve yorucu oldu. Neyse ki evimizi beğendik ve çocuklar yadırgamadan ilk gecemizi geçirdik.

İkinci günümüzde Can’ın okuluna giden yolu yürüdük, okulu dışarıdan gördük, biraz market alışverişi yaptık ve eve döndük. Çocukların etrafa aval aval bakarak yürümeleri, özellikle Eren’in evleri, yolları, insanları kocaman gözlerle seyretmesi beni inanılmaz derecede mutlu etti. Geliş sebebim işte tam da buydu.. Yeni insanlar, yeni mekanlar görmeleri, farklı karakterler tanımaları, yeni konuşma dilleri duymaları, farklı insan davranışları görmeleri, yeni bir havayı solumaları.. beyinlerde yeni nöral ateşlenmeler çoktan başlamıştı bile 🙂

Sonraki ilk hafta Can açısından muhteşem geçti. Kendi de inanamadı ben de beklediğimden daha çok şaşırdım.

Evet eninde sonunda bu gezi+okul’un ona katacağı şeyleri kendisinin de fark edeceğini biliyordum. Ama bu kadar çabuk olması!! :))

İlk günün sonunda onu almaya gittiğimde ondan bile daha heyecanlı olduğumu itiraf etmeliyim. Daha sonraki günler, sınava girmesi, seviyesinin belli olması, onu koydukları sınıftaki arkadaşlarıyla tanışması… Herşeyin bir anda olması ama bir o kadar uzaması…

Bir Can gördüm, her akşam okuldan çıktığında ağzı kulaklarında, gözler parlıyor, her sabah mutlulukla uyanıyor hiçbir laf söylemeden güle oynaya okula gidiyor, böyle bir Can, bu ülkede kaç sene boyunca bir gün bile bu şekilde gitmemiş okuluna :)))))

“Anne burası hiç okul gibi bir okul değil ki..” söylediği buydu. Çok da detay vermiyordu. Oyunlar, heyecan, sınıftaki özgürlük, eğlence en çok duyduğum şeyler oldu. Kış dönemi ülkenin resmi okullarında eğitim alan çocukların bu kadar eğlendiğini düşünmüyorum. Dil okulları İngiltere’nin sektördeki en büyük gelir kalemlerinden bir tanesi ve dolayısıyla giden çocukların tekrar gelmek istemeleri çok önemli. Yaz modunda hem eğlenip iyi vakit geçirecekleri hem de İngilizce konuşma pratikleri yapabilecekleri programlar oluşturmuşlar.

En büyük kazancımız neydi diye sorarsanız, bence İngilizcesini geliştirmesi değildi.

Bence biz en büyük hatayı her şeyi parçalayarak yapıyoruz hayatta. Bir kursa gidersiniz bir eğitmenden birşey öğrenmeye, ismi budur. Ama o kurs size orada anlatılanlardan daha fazla şey katar.. veya sizi bozar.. O sırada kimlerle olduğunuz, hangi ruh hallerinde olduğunuz, ilişki kurma biçimleri, belki milyonlarca girdi oluyor varlıksal alanımıza.. bizi değiştiren, geliştiren.. ama biz sadece orada anlatılanları aldık mı almadık mı diye düşünüyoruz. Hayatı ve olup biten olayları bir bütün halinde algılayamıyoruz.

Devamı vol.3’te..

Yazdıkça yazası geliyor insanın 🙂 Arkadaşım çok az anlatmışsın dedi, onun için de yazacağım uzun uzun…

You may also like

Leave a Comment