24.Haziran.2021 Dolunayında duygularımız üzerine bir yazı..

junoastrology.com harika yazılar yayınlıyor.. 👌

24.Haziran’daki yazısının bir kısmını alıntılıyorum..

Bireysel düzlemde; İnkar ve baskılama yüzünden bir türlü yüzleşemediğimiz ve yönetemediğimiz duygularımız var… Onlar kontrolsüz bir alana itildikleri için, gizli ve dolaylı olarak bizi yönetiyorlar! Bu DOLUNAY bizi bu duygularla yüzleşmek zorunda bırakabilir. Nasıl deneyimler bizi bekliyor derseniz;

  • Birilerinin otoritesini ve karizmasını kullanarak üzerimize gelmesi ya da duygusal sınırlarımızı zorlaması söz konusu olabilir. Güçsüz, dirençsiz hatta kayıp hissettiğimiz halde bunu kendimize bile ifade edemeyebiliriz. Onun yerine donuk ve uzak bir maske takınarak durumu geçiştirmeye çalışabiliriz.
  • Birileri bizimle ilgili duygularını baskılamaya ve uzak veya gerçeğe aykırı bir görünüm vermeye ya da basitçe tepkisiz ve donuk görünmeye çalışabilir. Biz alamadığımız tepkiler yüzünden kendimizi rahatsız hissedebiliriz ve gereksiz müdahaleler yapmaya kalkabiliriz. Kendimizi boşlukta hissettiğimiz için birilerinin duygusal alanına mütecaviz davranabilir, insanları çekildikleri belirsizlikte bırakmamak için fazla uğraşabiliriz.
  • Bir ilişkide, sığınma, sahiplenilme, teslim olma arzumuz veya ihtiyacımız ile iktidar mücadelesine girme, kendimizi koruma, dirayet gösterme, uzak durma eğilimimiz arasında sıkışabiliriz. Doğrudan veya dolaylı kontrol etme ve edilme temaları çok belirgin hale gelebilir.
  • Dışarıdan bakılınca bir fırsat gibi görünen konumlar veya iletişimler, bizim üzerimizde bir meydan okuma etkisi yaratabilir. Kendimizi baş edemeyeceğimiz bir halle yüzyüze kalmış gibi hissedebiliriz. İçe bastırdığımız kaygılar, başarısızlık hisleri, zaaflı olma endişeleri su yüzüne çıkabilir.
  • Geçmişten bu güne birçok davranış kalıbımızın içine sinmiş olan duygusal güdülenmelerimizi açıkça görmek ve bunlarla ne yapacağımıza karar vermek durumunda kalabiliriz.

Duygular, bizim kontrol edemediğimiz güdülenmelerin dışa vurumudur. Sosyal ve kültürel şekillenmemiz bizi genel olarak bazı duyguları bastırmaya, yok saymaya, inkar etmeye iter… Bazı duygulara ise kendimizi kaptırmak ve bunların yönetimine girerek davranmak bize normal ya da meşru gelir. Pek az insan duygularını fark ettiği anda kucaklamak, kabullenmek AMA onlarla ne yapmak istediğine mantıklı bir biçimde karar vermek yolunu seçer. Genelde duygular içe bastırılır ya da başkaları bundan sorumlu tutulur ve bizim hissettiklerimiz onların üzerine kontrolsüzce kusulur.

Örneğin birinin sahip olduğu nitelikler bizde kıskançlığa yol açabilir. Kıskançlık bu kişide var olduğunu gördüğümüz şeylerin bize kendi eksikliğimizi hatırlatmasıdır. Bu durumda pek az kişi ”Ben kendimi neden eksik hissediyorum? Bu konuda ne yapmalıyım?” diyerek bu duyguyu farkındalığa ve kendine dönük bir çalışmaya dönüştürür. Bir çok insan kıskandığı kişiden uzaklaşır, onu incitmeye çalışır, hakkında dedikodu yapar ya da o kişinin çok önemsediği özelliklerini küçümsercesine davranmaya eğilim gösterir. İşte bu tam olarak baskılamak istediğimiz duygunun arkadan bizi yönetmesidir.

Daha derin bir örnek verelim; Hepimizin ilişkilenme modelleri vardır. Bu modeller çoğu kez çocukluğumuzda anne ve babamızla kurduğumuz ilişkilere ya da onların arasındaki ilişkiye dair gözlemlerimizin bizde oluşturduğu ”savunma temelli kurgulara” dayanır. Biz her ne kadar karşımıza çıkan insanlarla özgün duygusal bağlar kurduğumuzu zannetsek de, bir çok ilişkide çocukluk travmalarımızın şifasını ararız. Ancak genelde şifalandıran değil o temayı fazlasıyla tetikleyen insanlara yöneliriz. Bu aralar ilişkilenme şeklimizle ilgili baskılanmış travmaların su yüzüne çıktığı ve karşımıza çıkan kişiler tarafından iyice tetiklendiği bir dönemden geçiyor olabiliriz. Bunları baskılamak ya da kişilerle ilişkilendirmek yerine, içgörüye dönüştürmek için mükemmel bir zaman olabilir.

Kendini kontrol etmek, bir durumu, bir duyguyu yok saymak ve üstünü örterek davranmak değildir. Bu mutlak güçlülük kurgusu ile gerçeklerden kaçmaktır! Kendimizi gerçekten kontrol etmek, durumun bizde oluşturduğu duygulanımları ve vermek eğilimi içinde olduğumuz tepkileri seyredebilmek ve bunların içimizde hangi derin bağlantılara dokunduğunu tanımlamakla mümkündür. Bazı insanlar bunu yapmayı tamamen reddedebilirler.

Biz duygularımızı kişilerle paylaşabilir, maruz kaldığımız bir davranış sonucunda içine girdiğimiz bir hali tarifleyebiliriz. Yakınlık kurmak zaten böyle bir şeydir! İlişkilerde bu alışverişin olması arzu edilir. Ancak her zaman herkesten umduğumuz yanıtı almayabiliriz. İnsanları duygularımızı anlamaya ya da kendi duygularını samimiyetle ifade etmeye bir yerden sonra mecbur edemeyiz! O zaman durumun sorumluluğunu alıp bir tepki vermek ya da uygun bir mesafe belirlemek bize kalır.

Duygunun sahibi biziz. Tetikleyicisi ortamlar ya da insanlardır. Biz bulunduğumuz koşullardan ya da karşımızdakilerin davranışlarından rahatsız oluyorsak ya da ilişkilerin gelişmesini sağlayacak bir ”karşılıklılık” oluşmuyorsa, uygun mesafede durmayı becermek zorundayız. Mesafe alamayacağımız bir ortamda isek, karşılıklı bir tepkime, bir patlama, bir çatışma doğması kaçınılmaz olabilir. Ancak bu deneyim, uzun vadede bizi patlamaya sevk eden duygunun içimizde nereye gittiğini bulmak ve bunu baskılamadan yönetmeyi öğrenmek için bir fırsat olabilir. Bu DOLUNAY bize kendi duygularımıza ve başkalarının duygularına nasıl yaklaştığımızı görmek için bol bol fırsat verebilir 🙂

Duygularımızla dost olmak, onları baskılamadan kucaklamak ve onların içinde kaybolmadan yolumuza hizmet eden seçimler yapabilmek bize kolay olsun.

OLSUN ✨

You may also like

Leave a Comment