Category: Yaşamın Akışı Can&Eren

Onlar büyüdükten sonra okumalarını dilediğim içimdeki şeyler..

Bournemouth / UK

2019 yılının sadece 4 haftasını geçirdiğimiz Bournemouth şehri varlığımıza belki 4 senelik deneyim kattı desem abartmış olmam.

Gitmeden önce aylarca araştırdığım, yazışıp, bağlantılar kurduğum ve sonrasında heyecanla gitmeyi beklediğim bir ülkeydi İngiltere.

Ben ve iki oğlan üç kişilik bir ekip olarak daha önce hiç görmediğim bir şehire gitmenin öncesinde heyecanı bile çok güzeldi. Sanırım böyle büyük bir değişikliğe ihtiyacım vardı..

Oğlanı bahane edip yoksa kendim için mi gidiyordum? :))

Şimdi bu yazıyı dönmemizin üzerinden yaklaşık iki ay geçtiğinde yazıyorum. O kadar bekledik bekledik, sonra gittik bir heyecanla, sonraları orada da kendimize bir düzen kurduk, günler haftalar nasıl geçti anlamadık, bir baktık ki dönmüşüz bile..

Okullar açıldı, Eren birinci sınıf heyecanıyla tanıştı, Can yeni okul binasına geçti, öğretmenler dersler değişiklikler neymiş derken işte aklıma yeni geldi kayda geçmek.

İnanılmaz, şahane, olağanüstü bir 4 haftaydı demeyeceğim elbette, dersem gerçekçi olmaz ve de gerek yok zaten. Olduğu haliyle hem keyifli hem stresli hem kızgın hem eğlenceli hem de herşeydi yani.. zaten nerede olursanız olun hayat da böyle değil mi..

İlk defa gittiğiniz bir yer, sizi alışkanlıklarınızdan vazgeçiriyor -kısa bir süre de olsa- en kıymetli olan kazandırdıklarından bir tanesi bu bence..

Sabahları yarım saatlik yürüyüşlerim mesela,

Yağmurun altında şemsiyeye sığışmak isteyen ben ve Can mesela, okul yolundaki şıpır şıpır ıslanan hallerimiz mesela.. (Ankara’da yağmurda yürümek zorunda kalmak? mümkün mü yani 🙂

Markette cins cins alkollü içeceklerin adını okuyabilmek için google translate açmak mesela..

Rutin hayat çerçevesinin dışına çıkabilirseniz bu durum sizi an’a çeker. Bu da an’lar içerisinde dolu dolu kalabilmek demektir. Çünkü biz an içerisinde kalmıyoruz maalesef otomatik pilotta yaşarken..

Tatillerin gezilerin böyle bir büyüsü oluyor o zaman.. hadi gidelim isteği oluyor, yeni bir yerde olmak algınızın zihnin içinden dışarılara çevrilmesi demek… şahane bir şey… ben dolu dolu böyle yaşadım orada bu yaz.. ağaçları, yolları, bisikletlileri, denize girenleri seyrettim.. ama gerçekten seyrettim tüm duyularımla..

Bendeki o çok yoğun çocukları koruma refleksleri birazcık gevşeyiverdi. Ohh…

Can’ın adaptasyon kapasitesinin çoookkk genişlemesi ayrı bir yazı konusu.. İyi ki gitmişiz diyorum..

Fotoğraflardan kocaman bir kolaj yapıp buraya hatıra olarak koymalıyım…

“Bilirsem Güvendeyim!”

Sahiden mi?

Biraz daha otur bir bak kendine..

Neyi bileceksin?

Daha neyi bileceksin?

Sürekli bir bilme ihtiyacı sana zihninin bir oyunu..

Daha da ince bir oyun şu; kendini bilme ihtiyacını dışarıdan aramak.. o bilgi, bu bilgi ile dışarıdan talep etmek..

Dur da bir bak, dur bir dinle, dur bir gör, hisset! Güvende misin?

En temel ihtiyacın güvende olduğunu hissetmek.. başka daha önemli bir ihtiyacın yok..

19.Şubat.2019

2018 için..

Bu senenin son yazısını yazıyorum.

Ben kendi adıma yaratım’larımı daha şuurlu yaptığım zamanlar diliyorum kendime. 2018’de daha çok şeyi daha bilinçli yaratacağım. Daha da üretken daha da pozitif yüksek yayınlar içinde bulunacağım. 

Yaptığım yayınımların daha da farkında olacağım. Neyi neden yarattığımı iş işten geçtikten sonra anlamayacağım.. 🙂

Etrafımda olup biten ne varsa, sanki onlar üzerinde hiçbir kontrolüm yokmuş gibi davranmayacağım. Birileri bazı kararlar alıyor ve bu kararlar benim hayat kalitemi bozuyorsa -o insanları hiç tanımıyor olsam bile- bununla ilgili sorumluluğumu farkedip kendimce proaktif bir niyet koyacağım. O durumu düzelteceğim. evet düzelteceğim.

Bu senenin benim açımdan en büyük dersi, olduğum an içinde kalabilmek konusundaki becerilerimi yükseltmek oldu.

Bu hayata ne yapmaya geldiğimle ilgili arayışlarım sürerken dönem dönem değişen hedeflerim olmuştu. Koyduğum hedef geliş amacımla uyumlu muydu değil miydi bilemem ama beni bir çaba içine sokmuştu o da yeterdi.. Çünkü hem bu dünyada debelenip hem de açık şuurumla niye geldiğimi bilmek aynı anda olası şeyler değildi !!

Niye geldiğimle ilgili en güçlü hissim ‘annelik duygum’la bağlantılı artık böyle hissediyorum açık açık. 

Benim en önemli meşguliyetim annelik iken, kendime başka küçük meşguliyetler aramamaya karar verdim. Bu yılın en büyük kazancı benim için bu.. o anda üzerimdeki iş ne ise, onu en iyi şekilde yapmak zorundayım. Bu iş öyle büyük bir iş ki önemi tam anlaşılamamış yeryüzünde..Onların bizzat yanındayken konsantrasyonunun onlarda olması, her öğrenmelerine hizmet ediyor, aracı oluyor olmak.. onların yanında değilken yine onlar için kurgular yapıyor olmak, planlamalar içinde olmak.. evet ben şu anda bunun için yaşıyorum. Üzerimdeki görev ne ise onu en harika şekilde yapıyor olacağım. 

Mutlu

Musmutlu

Heyecanlı

Bol seyahatli

Bol öğrenmeli

Bol bol sevgi dağıtacağınız bir yeni yıl dilerim.

 

 

İçimizdeki potansiyeli en üst seviyeye çıkarmak..

Geçtiğimiz günlerde Singularity Üniversitesi’nde bir konuşma yapan Yazar Michael Gelb, tarihin en büyük

düşünürlerinden Leonardo da Vinci‘den örnekler sunarak içimizdeki potansiyeli en üst seviyeye çıkarma konusundaki fikirlerini paylaştı. Gelb, yaptığı konuşmada üstün yetenek için temel oluşturduğuna inandığı yedi da Vinci ilkesini paylaştı:

  1. Merak: Hayata karşı dindirilemeyecek derecede meraklı bir yaklaşım izlemek.
  2. İspat: Bilgiyi her zaman tecrübeyle sınamak.
  3. Hissetme: Tecrübenin açıklığa kavuşması için hislerin sürekli olarak geliştirilmesi.
  4. Sfumato(Rönesans Dönemi’nde kullanılan resim tekniklerinden biri. En iyi örneğinin da Vinci’nin Mona Lisa tablosu olduğu düşünülüyor). Belirsizliği ve kuşkuyu kabullenme gönüllülüğü.
  5. Bilim ve Sanat: Bilim ve sanat, mantık ve hayal gücü arasında denge kurmak.
  6. Vücudi olma: İki eli kullanabilme, vücudu zinde tutma ve dengeyi sağlama.
  7. Bağlantı kurma: Etraftaki her şeyin ve her olayın bağlantısını kavrayabilme.
    Da Vinci’nin insanın içindeki potansiyeli açığa çıkarma yaklaşımları, günümüzde sağlıkla ilgili kabul gören fikirlerle uyuşuyor.

Kaynak: dunyahalleri.com

İç dünyamızda çocuklarımıza ayırdığımız zamanlar..

Özellikle de bu ülkede ebeveynlik nasıl bir takıntıdır hiç düşündünüz mü?

Kendi kendimi gözlemlediğim durumlardan bahsedeceğim.

Çocuklarımın hayatlarına yüksek dozlarda müdahale ettiğimi farkediyorum.

Çünkü odağımda onlar var.

Sanki onların hayatı benim hayatımmış gibi hissediyorum.

Küçükler diye yönlendirilmeleri gerekiyormuş gibi hissediyorum. 

Her davranışlarından sorumluyum sanki. Her laflarından her düşüncelerinden ben sorumluyum. 

Öyle bir içsel bağ ki bu.. normalmiş gibi geliyor..

Çünkü hayatlarında pekçok şeye ben karar veriyorum, belki de beni yanıltan da bu.. yiyeceklerini, giyeceklerini ben alıyorum, gidecekleri okullara ben karar veriyorum, gezecekleri yerleri de ben seçiyorum.. peki bu bana onların karakterlerine müdahale etme hakkını da verir mi?

Elbette hayır.

Kaptırmış gidiyorum bu annelik davasına..

Onlara sahipmişim gibi.. istemediğim birşey görünce sinir olmak mesela.. halbuki ne haddime!

Halil Cibranın şu meşhur şiiri geliyor aklıma tabii..

Benim öncelikle kendi iç dünyamda bu annelik meselesini doğru yere oturtmam gerekiyor. Çalışan bir anne olabilirim, bol bol seyahat edip çocuklarından ayrı da kalabilen bir anne olabilirim ama iç dünyamda ona yapışık yaşıyorsam bir işe yaramıyor bu!

Bir birey yetiştirmek istiyorum ama bu iş kitap laflarıyla çocuğun başının etini yemek, dır dır dır etmekle olacak iş değil..

Bırakarak ve kendi yaşamınla örnek olarak olacak bişey.. Ne zor şeymiş bu bırakmak…

Uyku..

Neden ben de bazı insanlar gibi 4-5 saatlik uykuyla yetinemiyorum?

Bence uyku meselesinde esas konu enerji meselesi..

Eğer gün içinde enerjini koruyabilirsen gece 4-5 saatlik uyku sana yetiyor.

Ama koruyamazsan yetmiyor..

Yani tüketmeyeceksin enerjini KAYGILARLA, STRESLE, İLERİYE DÖNÜK ENDİŞELERLE..

Benim yaptığım bu.. bu yüzden o uyku bana yetmiyor.

O kaygılar benimle geliyor ve uykumda sürekli bir FAALİYET VAR. Öyle iyi biliyorum ki, o alarm çaldığında resmen yarım kalıyor uykumdaki faaliyet. Beden uykuda ama zihin öyle bir faaliyette ki.. O halde nasıl yetsin???? Uykuda da dinlenemiyor zihnim çünkü… kaygıların yarattığı bir şeylerle meşgul yani…

ENDİŞESİZ bir zihnin içinde olduğu VÜCUT  4-5 saatlik uykuyla  yetinir bence…

Çok ihtiyacım var az ama öz uyumaya…

 

 

Anaokulu üzerine düşünceler

Okul günleri başladı. Can’ın anaokulu zamanlarıyla Eren’in anaokulu zamanları çok farklı olacak hissediyorum.

Can anaokuluna başladığında bu benim ve tüm ailem için  o kadar büyük bir olaydı ki..

Burada sitede bile bir dolu yazılar yazmışlığım var o dönemlerde.

Ne kadar heyecanlıymışım ne kadar toymuşum. Benim kalbimdeki o kaygı aynen oğluma da yansımıştı. Kaygı duyduğum ölçüde de olayları değiştiremediğimi öğrendim artık. Yani ne kadar kaygı o kadar yapamama..

Elbette ki Eren’le yepyeni öğrenmeler yaşayacağım. Can’da öğrendiklerim işe yaramayacak bazen. Çünkü her çocuk farklı ve hepsi farklı şeyler öğretiyorlar anneye. Bu küçük kahraman hassas varlığını öyle saklıyor ki benden, bazen ben bile göremiyorum içindeki titreyen kalbini.. Kocaman adam gibi, abisiyle yarışan, abisinin önüne geçemediği için çıldıran bir çocuk. Yapmaya karar verdiği şeyi yapan, yaptıran bir çocuk. Hedefler peşinde koşturuyor..

Ben ancak çok sakinken ve tamamen ona odaklanmış durumdayken görebiliyorum içinin nasıl sevgiyle titrediğini.

Onu keşfetmek için kendime daha çok yer açabildiğim için mutluyum…

Doğumgünü

Oğula açık mektup

Tam 4 yıl önce bugün doğdun benim güzel kuzum.

Seni çok ama çok istemiştim. Çok da beklemiştim. Can ve sen henüz doğmamışken, ben anne kimliğimle henüz tanışmamışken, annelikle ilgili bir dolu düşüncem, duygum vardı herkes gibi.. Kafamda yarattığım çok güzel fikirler vardı.

Sizle tanışınca hepsi bir kenara gitti kayboldu.. yerine yeni doğan bir anne geldi. Yaşadıklarımdan öğrendiklerim kendi adıma devrim niteliğindeydi.. Öyle değiştim ki bunu kelimelerle anlatmak imkansız gibi. Asla yapmam dediklerimi yaptım, asla hissetmem dediklerimi hissettim, değişen davranışlarıma düşüncelerime kendim bile inanamadım zaman zaman. Tek bir cümle isteseniz o da şu olurdu, beni dünyaya bağladınız, işte o kadar..

Hani doğmuşum, gelmişim o kadar zahmete katlanmışım ama doğup da sonra şımarıp niye geldim ki bu gezegene, ne çirkin bir yer, ne saçma sapan bir durum, e bana müsade edin de döneyim, der gibi yaşıyordum kısacası 🙂

Her ne kadar, büyümenize şahitlik yaparken, ideallerimdeki gibi gitmese de herşey..

Mükemmellik arayışımdan vazgeçtiğimden beri huzuruma huzur katıyorum..

Büyük oğlum artık çok net ayna vazifesi görüyor. Gördüğüm şeyden çok memnunum şükürler olsun..

Küçük oğlum, sen, benim gizli kahramanımsın. Belki de en büyük öğretmenimsin. Göreceğiz..

Sizler beni ve ben de sizleri seçtiğim için, birlikte bu dünyayı yaşanabilir kıldığımız için şükürler olsun..

İnsanın üst versiyonları..

Bilgisayarların, telefonların, elektronik her türlü cihazın yazılımlarının güncellemeleri, üst versiyonları çıkıyor öyle değil mi.. Peki biz insanların da üst versiyonları olmaz mı?

Biraz beyin fırtınası yapalım..

Hakikaten bizim de robota benzeyen taraflarımız yok mu?

Her gün aynısını aynı şekilde yaptığımız davranışlarımız?

Her gün aynı şekilde gelen etkilere aynı şekilde verdiğimiz tepkilerimiz?

Her gün aynı yere aynı yoldan gitmemiz..

Her sabah yatağın aynı tarafından kalkmamız..

Aynı şeyleri aynı duygularla yiyor olmamız…

Vay be 🙂 aslında farklı olarak yaptığımız şeyleri düşünüp saymalıydım belki de çünkü bu yukarıdaki liste hiç bitmeyecek 🙂

Evet, bizlerde otomatik davranışlarımız ve otomatik tepkilerimizle bir makineye benziyoruz.. Dolayısıyla bizim de üst versiyonlarımız olabilir!

Aslında insan hiç de bu açıdan kendisine bakmıyor.. “Kendimin daha üst versiyonlarına nasıl ulaşabilirim” sorusunu hiç sormuyor kendisine.

Ben soruyorum. Ve biliyorum ki insan şuurlandıkça kendi boyutunda kendinin daha üst versiyonlarını tecrübe edebiliyor.. Bu yüzden de hayat benim için bir okul. Bir öğrenme mekanı. Her an ve her saniye bir öğrenme fırsatı. Arkadaşlarımla sohbette konuları sürekli deşmemin sebebi bu, öğrenme hevesi! Kendime yeni bir şey katma hevesi. Bir iş toplantısında bile benim için ön planda olan şey yeni farkındalıklar sonra yeni öğrenmeler.. Kendini keşfetmenin keyfini hiç yaşadınız mı, bu muhteşem bir his!