Can Büyüyor

Tatil dönüşü can’a bir haller oldu!
Bağırmayı ve koşmayı keşfetti!
Sürekli bağırıyor, evde, balkonda, parkta her yerde mütemadiyen! Neşeyle bağırıyor çocuk 🙂
Yokuş aşağı koşmaya bayılıyor. Tutmayacağız ve o yokuştan aşağı koşacak 🙂 Kahkahalar atarak koşuyor 🙂 Sonra ellerini dizlerine koyuyor futbolcular gibi biraz dinlenip tekrar başlıyor 🙂
Tatil fotoğraflarında kendisini görünce elini ben der gibi göğsüne koyuyor, acaba ne düşünüyor o anda 🙂

Oğlum yapma!

oğlum yapma, oğlum dokunma, oğlum oraya çıkma, yapma, etme
dememek için aşırı çaba sarfediyorum!!!
düşersin, çarparsın, vurursun, ayağın kayar, boğazına takılır, elin yanar
dememek için aşırı çaba sarfediyorum!!!

iki dakika yerinde oturamaz mı bu çocuk :))

tek bulduğum çözüm yukardakileri söylemek yerine:

dikkatli ol,
düşebilirsin,
tehlikeli olabilir
önüne bak,
yavaş koş,
sakin ol,
gibi şeyler söylemek. Olabildiğince pozitif olmak çok önemli, Can mümkün olduğu kadar zihninde kalıplar korkular yaratmadan büyüsün tek istediğim bu.

Çocuğa “düşersin” demek benim için “haydi düş” demekle aynı şey.

Hayır kelimesinin gücü!

19,5 aylık oğluma herhangi bir durum için “hayır” dediğimde yaptığı şeyi bırakıp bana dönüp önce ciddi ciddi bakıyor. Acaba ne kadar kararlı? der gibi 🙂 sonra eğer yüzümde yalvarır gibi bir ifade görürse söylediğim hayır‘ı kaale almıyor ve devam ediyor. Ama eğer kararlı bir hayır diyorsam buna uyuyor. Tabiki arkasından bir yaşıtımla konuşur gibi söylediğim hayır‘ın sebebini açıklıyorum. Mesela “o bir bıçak ve elini kesebilirsin, senin için tehlikeli, ilerde sen de kullanacaksın” gibi bir açıklama onu sakinleştiriyor. Çocuklar gerçekten de bazen beklemediğiniz kadar akıllı olabiliyorlar. Söylediklerinizi kesinlikle anlıyorlar.

En önemlisi de bir kere bir şeye hayır diyorsam başka bir sefer de aynı şeye hayır demem gerekiyor. O gün çok işim olduğu için veya çok yorgun olduğum için amaan bu seferlik yapsın diye izin verirsem (örnek prinç kavanozunu açıp mıncıklamak istemesi) bitti, sonra ne kadar hayır dersem deyim ısrarla inat edip ağlamaya başlıyor. E haklı tabiki çünkü bir kere evet demişim tekrar deme olasılığım mevcut!

Ayrıca bir yazıda okumuştum, anne başka baba başka şeyler söylediğinde, çocuk bunu kendi istediği gibi kullanmaya çalışıyormuş.

Off off zor işmiş çocuk büyütmek :)))

Temizlik Anlayışım Değişiyor

Can’dan önce ve Can’dan sonra değişen şeyler listesine yeni bir madde daha ekleniyor sanırım.
Büyük şehirde yaşayan bir insan olarak hijyen konusuna önem veren biriyim, çok abartmasam da mesela marketlerdeki temizlik malzemelerinden mutlaka bir çeşit evimde vardır. Yeni bir şey çıkınca deneyim diye mutlaka alırım. Evimde derli toplu durumun bozulması da beni gererdi, herhangi bir yer kirlense de. Önceki gün evimde yaklaşık 10-15 kişilik bir grubu ağırladım diyelim, onlar gittiğinde ben evi eski haline getirmeden yatamazdım. Yalnız yaşamanın verdiği rahatlıkla bütün bunları yapacak vaktim ve enerjim oluyordu. Can büyüdükçe ve kendisi yemeyi öğrendikçe başta mutfak felaket haller içine girmeye başladı. Her birini sabırla temizleyip aynı neşeyle devam ediyorsunuz ilk başta, ama günler geçtikçe, yemek artıkları ve kirliliği dozu arttıkça ve ben yoruldukça aynı sabrı gösterememeye başlıyorum. Bazen aaaaaaaa! diye bağırasım geliyor… Bu çocuğun en doğal hakkı makarnayı eliyle yemek, en doğal hakkı çayını içerken birazını dökmek, en doğal hakkı çatalını kaşığını yere atınca ne olacağını görmek istemek!!! Peki benim hakkım ne??? Hadi bütün bunlara ses çıkarmadın, peki bu iş bittiğinde ne olacak? Sana temizlik yapman için zaman verecek mi minik haydut? HAYIRRRR. Vermiyor işte, direk elini tutup haydi oyun oynayalım modunda odasına doğru çekiştiriyor… ! “Sen oyuna başla oğlum ben birazdan geliyorum” cümlesini daha bitirmeden bağırmaya başlıyor :))
O anda evde biri varsa hemen ona pas edip, motor hızıyla temizlemeye başlıyorum. Ve işte bu şekilde kendisi uykuya dalana kadar 5 dakika bile oturup dinlenmeye fırsatım olmuyor.

Esas konuya giremedim daha 🙂 Can bana bir şey daha öğretti bu arada. Ortalığın dağılması veya mutfağın kirli kalması çok da dert edilecek olaylar değilmiş 🙂 bunlara bir şekilde alışmayı ve sinirimi bozmamayı öğrendim. Gerçekten de o iş sonra da yapılabilirmiş, oğlumla oynamak daha önemliymiş. Hem onun sinirleri bozulmuyor hem de artık benim. Ama sınırlar da giderek zorlanıyor bu arada 🙂

Minik bir mektup

Sevgili oğluş 🙂

Yarın annenin doğum günü.
19 ay kadar önce dünyaya gelerek onun hayatına yeni bir anlam ve boyut kattın. O, senin sayende hayata hiç sarılmadığı kadar sarıldı. Şimdilerde büyümeni büyük bir zevkle seğrediyor..

Her gün yeni bir şey öğrendiğini görmek, yeni bir ses çıkardığını duymak, yeni bir hece söylediğini duymak harika birşey. Büyüyüp bütün yazdıklarımı okuduğunda acaba ne düşüneceksin 🙂

Sana vermeyi en çok istediğim şey, çok sevildiğin ama ne yaparsan yap sevildiğini bilmen..yalnızca sen olduğun için, herşeyinle sevileceğini bilmen..hayatın boyunca ne yaparsan yap, ne düşünürsen düşün seni çok seveceğim ve bu sevgiyi hissetmen için de elimden gelen herşeyi yapacağım.
Dilerim ki aramızdaki sevgiyi hayatımızın her döneminde bugünkü kadar görünür kılmaya devam ederiz..

Başıboş ve ilgisiz büyüyen çocuklar

http://izmirdecocuklaneyapalim.blogspot.com/2009/08/cocuklarda-ozgurluk-basbosluk-ve.html

Nuray’ın bu yazısı üzerine aklıma anne olmakla ilgili bir yazı yazmak geldi.
Çocuk sahibi olmadan önce birçok hayaller kurulur.. Belki de zannedilir ki gelen bebek anne babanın şimdiye kadar sahip olamadığı mutluluğu onlara verecek.. Tabi bunun yalnızca bir zan olduğu sonradan anlaşılır. Kişi kendi içsel mutluluğunu yaratamamışsa dışarıdaki hiçbir faktör ona bunu sağlayamayacaktır. Neyse bu ayrı bir konu.

Anne olanların çok daha iyi anlayabileceği gibi, çocuklar sevmekle fazla ilgilenmiyorlar, onların esas ihtiyaçları sevilmektir. Anne baba çocuğa sevgi vermekle bir anlamda sorumludur bence. Görünüşte her anne baba çocuğunu sever. Anne babalar çocuklarını severken ne yapar peki? Çocuğun hayatına sürekli bir şekilde müdahale etmeye çalışmak, ne yapması gerektiğini her an söylemek, kendi değerlerini zorla empoze etmek için çocuğun başının etini yemek gibi davranışlar çocuğu sevmek anlamına mı geliyor? Veya sabahtan akşama kadar dışarda başıboş bırakmak, kendi kendine büyümeye terk etmek, yalnızca karnını doyurup diğer davranışlarını önemsememek, sevmek anlamına mı geliyor?

Hepimizin kendimize göre bir sevgi tanımımız ve sevme şeklimiz var. Çocuklarımızı yetiştirirken de bizi büyüten insanlardan modellediklerimizi alıp, kendi inanç ve değerlerimizle birleştirip birşeyler yapmaya çalışıyoruz. Ama zannediyoruz ki en iyi en mükemmel bizim şeklimiz.. Asla eleştiri kabul etmiyoruz. Bu çocuğa daha çok nasıl faydam dokunabilir, daha farklı neler yapabilirim, belki yanlış yaptığım şeyler vardır diye düşünmek gerekiyor. Bunu yapabilmek için biraz dışardan bakabilmek, biraz kendimize dönüp düşünebilmek ve sorgulayabilmek lazım. Oysa henüz kendini gerçekleştirme yolunda çok başlarda olan çoğu insan için kendini bir kenara bırakıp bir çocuğa odaklanmak çok zor bir iş olacaktır..

Yatağını Islatmak konusunda..

A.S.Neill’in Özgürlük Okulu kitabından bir bölüm aldım, (İngiltere’de Summerhill yatılı okulu standart eğitim ekollerinden çok farklı bir ekol kullanıyor, Neill, bu ekolün kurucusu aynı zamanda okul müdürlüğünü yapmış) her kelimesine yürekten katılıyorum..

“Peter’ın annesi, gece yatağını ıslatmazsa her sabah bir peni vereceğini söylemiş. Bense her yatağını ıslatışında üç peni vererek kadının söylediğinin tam tersini yaptım. Ancak yöntemimi uygulamaya başlamadan önce, çocuğun kafasında benimle annesi arasında bir çelişki belirmesin diye kadından ödül vermeyi kesmesini istemiştim. Şimdi Peter evde, yatağını okuldakinden daha çok ıslatıyor. Peter’ın bu sinirli halindeki öğelerden biri bebek kalmak istemesidir; kundaktaki erkek kardeşini kıskanıyor. Annesinin onu iyileştirmek istediğini belli belirsiz seziyor. Bense, yatağını ıslatmanın hiç de önemli olmadığını göstermeye çalışıyorum. Üç penilik ödülüm çocuğu, arzusunu sonuna kadar yaşayıp doğal olarak vazgeçene kadar, bebek kalmaya özendiriyor. Alışkanlık, bir şeyin sonuna kadar yaşanıp aşılmadığını gösterir. Bir şeyin olmaması için sıkıdüzene ya da rüşvete başvurmak, çocuğun suçluluk duygularına kapılmasına, nefret dolu bir ahlak anlayışı edinmesine yol açar. Yatağını ıslatması, çok-bilmiş bir ahlakçı olmasından iyidir.”

Mutluluk

Çocuğa Mutluluk Nasıl Verilir?

Otoriteyi kaldırın.
Bırakın çocuk kendisi olsun.
Onu yönlendirmeye çalışmayın.
Öğretmeyin.
Öğüt Vermeyin.
Yüceltmeyin.
Bir şeyler yapmaya zorlamayın.

A.S.NEILL