Uyku ve uykusuzluk

Bir bebeğin doğumundan itibaren annenin en çok zorlandığı konulardan bir tanesidir uyku sorunu. Özellikle ilk 3 ay 4-5 saat kesintisiz uyku uyumak neredeyse imkansızdır. Benim için de öyle olmuştu. Hatta 3 saat bile uyuduğumu hatırlamıyorum bir seferde. Sonraları düzene girmeye başladı. 6 ay sonra iyice rahatladık. 1 yaşından sonra geceleri 1 veya 2 kez uyanıyordu. Şimdilerde ise hiç uyanmıyor. Daha çok zorluklar yaşayan anneler vardır mutlaka. Ya da uyku düzeni konusunda hiç sıkıntı yaşamayan anneler de olabilir. Bizimki standard bir model sanırım 🙂
Demek istediğim şey şu ki, kendimde farkettiğim değişim şu:
İlk aylarda geceleri uyanmak bana çok zor gelirdi, isteksiz ve moralsiz olurdum. Hele sabaha karşı uyanmaları beni iyice gererdi. Ama bu kadar aylar sonunda artık Can’ın uyanmalarını daha sabırla ve hoşgörüyle karşılayabiliyorum. Eskiden gerilsem bile ona belli etmemeye çalışırdım. Şimdi bazı geceler uyanıyor ve tekrar uykuya hemen geçemiyor. Öyle zamanlarda onun da bizim gibi uykusunun kaçmış olabileceğini biliyorum. Çabalasa da uyuyamadığını görüyorum ve içimden bile kızmıyorum. Bu noktaya nasıl geldim bilmiyorum, özel bir çaba göstermedim. Zamanla kendiliğinden oluşan bir hoşgörü, O’ndan yayılan sevgi sayesinde oldu belki de.

Bir çocuğun annesine öğrettikleri konusunda ne kadar yazsam da bitmez. Benim Can’la birlikte geliştirdiğim hoşgörü ve sabrı O’nsuz başka herhangi bir zaman ve mekanda herhangi bir kişiyle veya herhangi bir durumda başaramazdım. İyi varsın oğlum..

Bulgusu olmayan ATEŞ

Can 2 gün boyunca hastaydı. Dün akşamdan itibaren normal hayatımıza döndük. Çocuğun düzeninin bozulması bir yana, ateşlenmesinin bize verdiği tedirginlik hayatımızı kötü etkiledi. Hele bir de kan tahlili için kan vermek… Ateş varken daha da zor oldu.. Doktorumuzun söylediğine göre ‘bulgusu olmayan bir ateş’miş. Görülürmüş. Bulgu ardından gelirmiş. Ateş varken gayet iyi görünen sinüslerde yada boğazda sonradan çıkabilir diye bekliyoruz. Veya döküntülü hastalıklardan bir tanesini de geçirebilir dedi. Bakteri kaynaklı veya virüs kaynaklı olup olmadığına göre hastalıkları ayırıyoruz. Çocuktan sonra bu konuda da epey bilgilendik.
Can doğduğundan bu yana ikinci ciddi ateş yükselmesiydi. Çok yaşamadığımız için endişe miktarını abartmışız biraz sanırım. Olsun, bu sayede internette pek çok bilgiyi araştırıp öğrenme fırsatımız oldu.
38 derecenin üzerine çıktığında ateş düşürücülerin verilmesi tavsiye ediliyor. Daha önce verilmeme sebebi ise vücudun mikroplarla mücadele etmeyi öğrenebilmesi için zaman tanımak. Ama bunu yapabilmek biraz zor çünkü çocuk kucağınızda baygın bir vaziyette yatarken mücadeleyi düşünecek mantık kalmıyor bazen. Yine de biz bunu başardık. 48 saatte yalnızca 4 defa parasetemol aldı.

Sağlık herşeyden daha önemli..

Günün Sözü

Çocuğa küçük şeylerden zevk almasını öğreten,
ona büyük bir servet bırakmış olur.
ETIENNE GILSON

Tatil Dönüşü Küçük Anılar

Tatildeki güzel anılarımızdan bazıları;
Yolda gayet uyumlu ve sakin olan Can bey, Altınova’ya vardığımızda denizi ve sahili gördüğünde birden canlanıp hareketleniverdi 🙂 Sahildeki zamanları iki kovayı her iki eline alıp deniz kenarından su doldurup oturduğumuz yere getirip iki saniye içinde boşaltıp, tekrar deniz kenarına doğru yürümekle geçti. Dolu kovalarla geldi boş kovalarla gitti :)) Kova doldurup boşaltmalar yaklaşık 50 kez tekrarlandıktan sonra babasının değişik kum oyunları varyasyonlarını izlemeye başlıyordu.
Denizden çıktığında soğuk suyla duş alıp üşümesin diye ona özel evden taşınan ılık sular (babanesinin buluşu) ile duş aldı. :))
En sevdiği şey evlerin bahçelerindeki sulama hortumlarıya oynamak olan minik oğlan, içinde suyun olduğu her türlü aktivitenin içinde olacağının sinyallerini verdi bize tatilde.Deniz kenarında çok mutlu ve neşeliydi her çocuk gibi.
Tek bir tatsız anımız; evde yaşanan küçük bir kaza.. alnında küçük bir yarık.. tek dikiş atılabilirdi, atılmadı.. bakalım iz kalacak mı?İkinci tatilimiz bir ay sonra, dönüşteki çamaşır yıkama, bavul kaldırma yorgunluğuna rağmen iple çekiyorum 🙂

Can’la tatile gidiyoruz

Ben de tatile gidiyorum!
18 aylık bir oğlanla nasıl 11 saat yol gideceğimizi düşünüyorum.
Geçen sene gündüzleri iki kez uyuyordu daha rahat gitmiştik, bu sefer daha az uyuyacak.
Bavul hazırlamak ayrı bir olay. Eskiden yarım saatte hazırlardım, şimdi 3 gün önceden başlıyorum hazırlamaya. Elimdeki listelerle birlikte. 🙂
Topu topu bir hafta yokuz ama sanki bir aylığına gidiyormuşuz kadar çok eşya götürmek zorundayız! Can’ın arabası, bezleri, her ihtimale karşı ilk yardım seti, kreminden şapkasına kadar her türlü aksesuar, deniz botu, kovası küreği bööyle uzuyor listemiz 🙂
O’nun kumda oynamayı nasıl seveceğini nasıl çıldıracağını şimdiden tahmin edebiliyorum, bu herşeye değiyor :))Şahsen kendimin ise dinlenebileceğini hiç düşünemiyorum, beklemiyorum da. Bu da böyle bir tatil olsun bakalım 🙂 Deniz havasının keyfini çıkarmaya çalışacağım.
Oğlumun kumu gördüğünde ilk defa nasıl heyecanlanacağını izlemeyi iple çekiyorum!

Çocuk Doktorları!

18ay kontrolü ve karma aşısı her zaman olduğu gibi sakin geçmedi. 2 yaşa doğru yaklaşırken doktor muayenelerinde zorluk çıkmaya başlayacağını biliyorduk. Bir de doktorumuz kan sayımı için ayrıca kan aldırmamız gerektiğini söyleyince olanlar oldu. Can’ı ben, dayısı, bir tane hemşire zaptedemeyip ikinci bir hemşire çağırmak zorunda kaldık. 🙂 Nerede benim sakin çocuğum!…

Can doğduğundan beri hayretle izlediğim şey doktorların her birinden farklı ses çıkıyor olması! Kimileri demir takviyesi yaptırıyor, kimileri gerek yok diyor, kimileri ilave mineral desteği veriyor, kimileri yok diyor, bazı doktor 2 yaşına kadar emzirin diyor, bazıları 1 yıl yeterli diyor, katı gıdalara geçişte de ayrı bir komedi bence, kesinlikle yasak denen meyveleri bir bakıyorsun başka bebek için doktoru istediği kadar yiyebilir demiş !.Emzirme konusunu anlayabiliyorum, anneyle bebeği arasındaki özel bir durumdur, özel bir bağdır, 6 aydan sonrasına ikisi karar verecektir. Her annenin bebeğiyle kurduğu iletişimin dünyada bir benzeri daha olamaz. Ama çocuk doktorlarının birçok başka konularda birbirinden farklı yönlendirmeler yapmasını anlayamıyorum.

Balkondan Aşağı Neler Atabilirim?

Baharat merakını bir parça doyurduktan sonra artık o yöne hiç bakmamaya başladı bizim minik. Ben de bu yaptığım şey için kendimi tekrar tebrik ettim 🙂 bir süre sonra yine isterse aynı şekilde merakını giderecek.

Özgürlük Okulu’nu okuduktan sonra Can’ın yapmak istediklerine karşı hoşgörümü daha da artırmaya karar verdim. Aslında kendimi özgürlükçü bir anne olarak görürdüm meğer daha da ötesi varmış. Tabiki bu şımartmak anlamına gelmiyor. Kitapta bu farkı açıkça anlatıyor zaten. Esas olan çocuğun kendisine ve başkalarına zarar vermeyecek isteklerini baskılamamak. Bu çok kolay yapılabilen birşey gibi gelse de o kadar kolay olmuyor. Son günlerde balkondan aşağı birşeyler atmak isteyen Can’a nasıl tepki vereceğim mesela. Normal bir şekilde açıklama yapıp bunun yanlış veya mantıksız olduğunu anlatamam ki, o yaşta değil. Odasında düştüğünde kırılmayacak eşyalarından bir çok parça seçtim, birlikte balkona gittik ve hepsini tek tek aşağı atmasını istedim. O da zevkle yaptı. Attığı yer bahçe olduğu için herhangi bir kimseye zarar vermeyecekti zaten. Bu tür bir oyunu daha sonraları da tekrar etmeye karar verdim. Atma isteği yok olana kadar. İşe yarayacağına inanıyorum. Böylece bu tür isteklerini bastırdığında birbirini tetikleyen türlü türlü sinirli halleri bertaraf ettiğini düşünüyorum. Belki de ilerde daha kötü sonuçlara yol açabilecek halleri.

BAHARAT Merakı!

Elif’in tavsiyesi üzerine Can’ın baharat tatma macerasından biraz bahsedeceğim 🙂
Tam 18 aylık olan küçük meraklı bu aralar herşeye dokunmak ve herşeyin tadına bakmak istiyor. Mutfakta bulduğu bütün kutuları, kavanozları elime tutuşturup açmamı istiyor. Bunlarla da yetinmeyip tezgahın üzerinde bulunan küçük baharat kavanozlarına taktı. Daha doğrusu takmıştı diyeyim. Geçiştirmelerim giderek onun daha da çok istemesine yol açtığı için, bir gün aldım oturttum tezgahın üzerine, haydi dedim oynayalım!. Tek tek bütün kavonozları açıp kokladı ilk önce. Kekik, nane, biberiye, kırmızı biber, karar biber.. sonra hem eliyle hem de kaşıkla içlerindekini döküp oynamaya başladı. Bu arada pekmez kavanozunu farkedip bütün bu baharatları bir de pekmezle karıştırıp tatlarına bakmaya başladı! Elleri yapış yapış, bütün baharatlar tezgaha saçılmış, birbirleriyle karışmış vaziyette yaklaşık bir 20 dakika oynadı. İstediği her şeyi yapmasına izin verdim. Sonra da aldım dirseklerine kadar yapış yapış olan kollarını ve yüzünü yıkadım. Oh, o kadar da zor değilmiş 🙂 Hem Can mutlu oldu hem de annesinin içi rahat etti.
Çocuğa zarar vermeyecek ama anneye iş çıkartacak oyunları oynatmaktan alıkoymamaya çalışıyorum. Ne olur sanki ortalık biraz kirleniversin… 🙂