7 yaş soruları..

Oğlum inanılmaz güzel sorular sormaya başladı.

Alakasız bir anda geliyor sorular, arabadan inmiş eve girerken mesela  “Anne birinin evine hırsız girdiğinde polisi ararız, polis hırsızı yakalar değil mi, yani anne hep iyiler kazanır değil mi?”

Hep iyiler kazanır değil mi?  … hadi bakalım..

Bir yandan çok seviniyorum coşuyorum bu soruları duyunca diğer yandan daha özel bir zaman ayırıp uzun uzun anlatmak istiyorum bunu beceremiyorum. Zaman ayırdığım zaman da Can konuşmayı istemiyor oluyor.. Karar verdim sorduğu anda, ne söyleyebilirsem o kadar söylüyorum, başka bir ana bırakmıyorum artık..

Soyut kavramları anlamaya başladığı yaştayız. Yani zihni bir yetişkin zihnine yaklaşıyor artık. “Allah” üzerine konuşmak istiyor, soyutu zihninde bir yere oturtacak senden yardım istiyor. Bence 7-11 yaş arası harika bir dönem!!

Ne mutlu ki, içim olağanüstü rahat bir biçimde oğluma vereceğim cevaplar var. O’na kendi algımı anlatabilirim ve diyebilirim ki “ben böyle hissediyorum sen de büyüyünce böyle veya farklı hissedebilirsin.”

Şöyle bir cevap verdim ona:

“Oğlum her zaman iyiler kazanmayabilir. Daha doğrusu her zaman iyiler kazanmıyor gibi görünebilir. Hırsız eve girer, ama polis hırsızı yakalayamaz. O zaman iyiler kazanmıyor gibi görünür. Ama zaman geçer ve evine hırsız giren insan, “iyi ki böyle olmuş ben bu olaydan birçok şey öğrendim” diyebilir. Yani her olayda hepimiz bir şeyler öğreniriz. Bu iyi bir şeydir. “

Tabii ki ortam müsait olsa konuşur da konuşurum ama zaman yok.. zaten olmasın da. Bir kaç cümleden sonra tam dikkatini toplayamıyor. Çünkü zaten alacağını birkaç kelimeden de alıyor olmalı.

Livinginnow

Düşünce olmayınca..

” Kim olduğunuzu bilmeniz gerektiği ya da buna ihtiyaç duyduğunuzla ilgili inancı bir kenara bırakmak mümkün mü? Diğer bir deyişle size benlik hissi verecek kavramsal bir tanımlama aramaktan vazgeçebilir misiniz? Bir kimlik için düşünceye başvurmayı bırakabilir misiniz? ”  (Tolle)

İnsan düşünmeyince yaşayamazmış gibi geliyor..

Hakikaten sanki düşünmediğimiz zaman bir hiçmişiz gibi.. Düşünme olmayınca var olamazmışız gibi..

Zihni kontrol altına almak yani düşüncelerimizi.. Bu tamam, bu mantıklı geliyor. Çünkü düşünce bombardımanı altında olduğumuzun farkındayız en azından. Sürekli bir biçimde düşündüğümüzün, “self talk” denilen olayın, kendi kendimize mütemadiyen arka arkaya hiç durmaksızın düşündüğümüzü biliyoruz. Bu düşünceleri sakinleştirmek için, bu akışı biraz olsun yavaşlatmak için meditasyon yapıyoruz. Veya bir yere odaklanabileceğimiz faaliyetler yapıyoruz. Spor gibi hobiler gibi. Bu işler “self talk” kısmını durdurabiliyor kısa süreli olarak. Bu da bizi rahatlatıyor.

YALNIZ GELGELELİM düşüncenin olmadığı bir hayatı düşünemiyordum ben :)) İlla ki o olacaktı ve düşüncelerimin kalitesini artırmak adına didinip duruyordum.. Düşünceyi tekamül ettirmek .. düşüncemi bana tabi hale getirmek.. duygularımı ve düşüncelerimi kontrol altına alabilmek.. kişiliğimin, varlığımın gelişimi buydu veya buna benzer birşeydi… düşünceyi inkar etmenin ne demek olduğunu hiç algılamamıştım hiç hissedememiştim.

Bir gün geldi, birisi gökyüzüne bakmamı söyledi. Sonra yürüyen bir köpeğe, sonra ağaçlara bakmamı. Daha önce baktığım şekilde değil ama bu sefer boş boş bakmamı söyledi 🙂 Herhangi bir şeye boş boş bakmayı denedim.. içi boş bir bakış.. ne aptalca geliyor değil mi?.. Boş derken, o nesne hakkında zerre kadar bir yorum yapmadan bakmak. Bir anda baktığım şeyin bambaşka bir şeye dönüştüğünü söylesem? Bitkiye bakıyorum bakıyorum bakıyorum sadece bakıyorum.. o anda bir mucize oluyor sanki ve o bitkide bir canlılık görüyorum. Canlı bir şeye bakıyorum sanki! O bitkinin muhteşemliğini hiç görmemişim daha önce.. bakmışım ama görmemişim. Zihnimdeki düşüncelerle baktığım için aslında zihnimdeki o bitkiye ait düşünceye bakıyormuşum bitkinin kendisine değil..

Düşüncenin olmadığı yerde ASIL ben varım.

Şu an’ı yaşama pratikleri bizi asıl halimize döndürüyor, an’ın etkisi burada başlıyor..

 

Yaptığın İşi Şimdiki AN’a taşımak

Her ne iş yapıyor olursam olayım tüm varlığımla o iş’in içinde olmak..

Bir fincan çay içeceğim, yerimden kalkıp mutfağa gidiyorum, dolabı açıp fincanımı çıkartıyorum. Su ısıtıcısının düğmesine basıyorum, su kaynamaya başlıyor sesini duyuyorum. Tıkır tıkır tıkır… Sonra çayımı çıkartıyorum fincanıma koyuyorum, sonra sıcak suyu yavaşça fincana boşaltıyorum. Harika bir duygu. Oturuyorum ve fincanıma uzanıyorum alıyorum ve yavaşça dudaklarıma değdiriyorum, bir yudum alıp tekrar yavaşça yerine koyuyorum. Çayın aromasını hissediyorum. Ne kadar hoş bir tat… Her anın içindeyim, çayımı hazırlarken yaptığım tüm ufak şeylerde, tüm varlığımla oradayım…zihnim iki dakika sonra içeceğim çayda değil..

Diğer bir örnek, evde otururken, aklıma gelen bir kitaptan birkaç sayfa okumaya karar veriyorum. Kitap yatak odasında. Yerimden kalkıyorum ve kitabı almaya yatak odasına doğru yürüyorum. Koridorda yürürken kitabı düşünmeden, yalnızca koridorda yürüyorum tüm varlığımla koridordayım, zihnim kitapta değil. Ne zaman ki kitabı elime alıyorum, o  zaman tüm varlığımla kitaptayım.

Ufak pratikler, ancak çok etkili..

Look at the sky..

skyBazı şeyler kelimelere dökülünce anlamından kayıp veriyor kesinlikle! Şimdi ben yaşadığım bu tecrübeleri nasıl anlatacağım ki.. Anlatmaya başladığım anda o sihir bozuluyor o duyguyu veya tecrübeyi kelimelere dökmeye başladığımda eksik kalıyor bütün kelimeler cümleler..

Spritüel öğretilerde bunu söylerler aslında ilk söyleyen ben değilim. Mesela Eckhart diyor ki, söylediğim kelimelerde değil maharet, söylediklerimi anlamaya çalışmayın, söylediklerimi yalnızca bir POINTER olarak kullanın diyor. Yani okunulanlarla söylenilenlerle onların kendisiyle bir şeye ulaşmak mümkün değil.. onların arkasındaki esas halete ulaşmak lazım.. Okuduğumuz şeyi acaba ne anlatmak istiyor diye çabalayarak anlayamayız. Düşünerek olmuyor. Düşüncenin arkasındaki o düşünmeyen kısıma ulaşmak esas.. 

Gökyüzüne bakınca kendimi genişliyormuş gibi hissediyorum. Sanki gökyüzüne doğru uzanıyormuşum gibi. Gökyüzüne doğru sünüyormuşum gibi.

Sünmek gibi yani çok canlı bir his. Baya baya ileri doğru uzamak gibi.

Eckhart’ın tavsiyesi bu.. Presence halinde kalmak için kullanabileceğin araçlardan bir tanesi gökyüzüne bakmak. O’nun hakkında yorum yapmadan, o’nu etiketlemeden bakın. Yani gökyüzüne bakıp “hmm bugün yağmur yağmayacak gibi” veya “bugün de hava çok sıcak güneş yakıyor” veya “off hava kararıyor geç kaldım” gibi hiçbir pozitif veya negatif düşünceyle bakmayacaksın. sadece bakacaksın. bakma işi sadece bu. bak o kadar sadece bak. bir şey düşünmen gerekmiyor. gökyüzü hakkında yorum yapman gerekmiyor… birkaç saniye bir şey düşünmezsen hiçbir şey kaybetmezsin aksine çok şey kazanırsın.

Sonra bir gün, arabayla giderken, tam karşımda koskocaman bir bulut duruyordu. Sanki orada o koskocaman bulut bana bir mucizeymiş gibi geldi. Sanki orada durması olağanüstü bir şeymiş gibi. Yani çok gerçekti yani sanki canlı gibi duruyordu. O bulutun orada durması ve bunu herkesin normal bir şeymiş gibi algılaması çok ilginçti. Veya zaten çoğu insan o bulutu görmüyordu.. Öyle boş boş sadece o buluta bakmak .. buluta baktığımda o koskoca haliyle beni çok etkiledi. Yani gökyüzünde o büyüklükte bir insan topluluğu duruyor olsa ve ben onları görüyor olsam ancak bu kadar etkilenebilirdim… çok ilginçti.. ne olursa olsun, en etkileyici kısmı, bu manzarayı benim ilk defa bu şekilde görüyor olmamdı.. Kırk yıldır yaşıyorum ilk defa böyle bir şey görüyor gözlerim gibi..  İçi boş yorumsuz bakma denen şeyin sonucu herhalde bu..

Şimdiye kadar her şeye herkese bir fikirle bakmışım, illa ki o şey hakkında bir şey düşünmem gerekiyormuş gibi.. illa ki bir yorum yapmışım.. hiç bir şeye yorum katmadan boş boş bakmamışım.. çok enteresan çok ilginç.. ve çok muhteşem bir şey bu..

 

Çocuklar büyürken..

DSC_0779İki kardeşin aralarında 5,5 yaş var. Tabii ki onların keyfini en çok anneanne dede ve tüm ikinci nesil akrabalar doya doya yaşıyor..

Anne baba ise büyütmenin sorumluluğu altındayken, bu sorumluluğu çoğu zaman aşırı önemseyip sevinci kaçırıyorlar hayattaki. Yaydıkları enerjinin etkisini kaçırıyorlar. Yaşama sevincini göremiyorlar çocuklarının gözlerindeki.

Gelecek kaygısı ne kötü.. Bir sonraki anı beklemek hep bir sonraki anı bekleyerek hayat geçirmek ne acı verici. Şu anda, bir saat sonra ne yapılacağını düşünüyorum, yarım saat sonra, beş dakika sonra veya bir sene sonra ne olacağı hakkında düşünüyorum, ne yapacağım ne düşüneceğim, nerede olacağım, ne yiyeceğim, ne konuşacağım hakkında kafa yoruyorum. Zihnimin akışına kapılmışım maalesef, maalesef .. Zihnimin yaptığı yorumlar aslında kaygılandıran. Durumun kendisi değil…. 

Gelecek diye bir şey yok… O hiçbir zaman gelmeyecek.. Sadece ama sadece şu an var. Ve şu anımda beni kederlendirecek, beni üzecek hiçbir şey yok aslında.. Tam şu anımda hiçbir problemim yok.. Şu anımda sadece huzur var..

7 yaş

Kafamı takmışım zamana ve hayatımızı nasıl etkilediğine..  ama ciddi takmışım öyle böyle değil.. seneler oldu takalı..

Can 7,5 yaşını doldurdu, hızla büyüyor, bedeniyle zihniyle fikriyle duygusuyla birlikte.. Tabiki bana büyük mücadele alanları yaratarak…

Tam “anladım, bu yaşta böyle anlaşacağız” diyorum.. hop yeniden yeni bir davranış şekli ve düşünceyle karşılaşıyorum!

Daraldığım an geliyor, daralıyorum deyip sinirleniyorum.. hop daha başka bir şey çıkıyor altından, nasıl desem yetişemiyorum gelişmesine Can’ın..

En etkileyici tarafı kendimden bir dolu şey görmem Can’da.. Yüzüme vuruyor yaptığı her şeyle, “bak anne sen böylesin, ben de aynısı oldum” der gibi.. Beklediğim soruları artık sormaya başladı, ölmekle ilgili soruları :)) bana göre en kolay sorulardan biri, sorsun da anlatayım diye hevesle beklediğim konulardan.. arabada bir yere giderken pat diye soruveriyor “anne ölüyorsak niye yaratıldık biz” gibi .. ben de hevesle anlatıyorum.. kendimi çok mutlu hissediyorum ona ölüm, hayatlar, çeşitli formlarda hayatlar, dünya ve diğer mekanlar gibi şeyleri anlatırken.. Uzaylılar var mı diye de soruyor, cevap dakikalarca konuşuyorum konuşuyorum 🙂 neyse ki bıkmıyor dinliyor..

Çok neşeli, rahat, gerilimsiz bir birinci sınıf geçirdik. Her ne kadar okul hayatı, okul müfredatı, okul kültürü gibi içeriğinden hoşlanmadığım bir sistemin içine soksam da oğlumu, artık boşu boşuna kederlenmiyorum. It is what it is.. Olan buysa bana düşen kabullenmek. Bu sistemin içinde doğal olarak, çocuğun özüne ait pek az şey destekleniyor. Evde takviye ettiğim kadar ediyorum. Disipline girme konusunda kabiliyetli olduğu için ve asi bir çocuk olmadığı için Can’ın adaptasyonu beni yormadı. İlkokul çocuğu artık o 🙂 okul kültünü aldı ve gerisi kendiliğinden gelecek.. Öyle veya böyle..

Geçmiş veya gelecek yok, sadece ve sadece şu an var..

 

Tatil kareleri, bir hafta mıydı bir gün müydü sahiden?

2015 susesi

Merhaba,

Susesi’ndeydik.. İki oğlan, 7 ve 2 yaş.. giderken kendi adıma beklentim sıfır düzeyindeydi doğal olarak 🙂 Zaten kendim için bir şey yapma beklentim yıllardır yok… yine doğal olarak 🙂 Bu halin uzun vadede bana kazandırdıkları ayrı yazı konusu olur.. “Self hipnoz” durumundan çıkmak bunun adı.. Çoğu insanın kendini daima hipnoz halinde tutmak yaşamak dediği şey.. ama yaşamak bu değil… ve o hipnoz halinden çıkmak çok zor olsa da buna değer…

Tatilimizin güzel geçmesi, aylardır denizi göremememizle çok ilgiliydi bence :)) sadece denizin kenarında olmak bile yeterdi belki bize!

Ailenin tüm bireylerinin arzu ettiği şeyi bulduğunu söyleyebilirim, babamız yetişemediği çeşitte yeni damak lezzetleri keşfetti, büyük oğlum futbol stadında, su kayaklarında, havuzda denizde kendini kaybetti, ejderha dövmesi yaptırdı havalara uçtu, küçük oğlum açık havada koşturdu, kumlarla oynadı, küçük su şelalerini seyretti hayranlıkla, bende hepsinden azar azar yaşayıp çocuklarımın tatil yapmalarını keyifle seyrettim.

Masmavi gökyüzünün masmavi denizle birleşmesi, ve gözlerimin alabildiği tüm alanın bununla dolması harika bir şey. Genişleten bir şey. Genişliyorsun hissi. Birkaç aydır sadece gökyüzüne bakmayı keşfettim. Bulutlu olduğu zaman özellikle. Onu hiç bir şey düşünmeden, yorum yapmadan seyretmek… ben ilk kez yaptım birkaç ay önce.. ve daha önce hiç yapmadığımı anladım.

🙂 life is now 🙂