YAŞAMIN EZGİLERİ.. STEFANO D’ANNA

Yaşamın Ezgileri

http://www.profstefanodanna.com/tr/articles/ya%C5%9Fam%C4%B1n-ezgileri

Tek yapmanız gereken bir gün seçmek…yaşamınızdan herhangi bir gün. Onu dikkatle gözlemleyin, her bir ayrıntısını inceleyin. Sarf etmiş olduğunuz kelimelere dikkat edin, onları gruplandırın. Diğerlerine nazaran daha sıklıkla kullandıklarınızı içlerinden seçip ayırın. Duyduğunuz hisleri gözden geçirin, onları sınıflandırın, çok tekrarlananları ayırın. Düşüncelerinizi ele alın, onları da sınıflandırın ve aralarından en ısrarcı olanları, en sık yinelenenleri ayırın. Yaşamın en küçük birimi olan tek bir hücrenin bütün bir organizmanın biyolojik malumatını kendi içinde barındırması gibi, eğer arayışınızda samimiyseniz ve gerçekten öğrenmek isterseniz yaşamınızın herhangi bir günü size sizinle ilgili herşeyi anlatacaktır. Hayatınızın o ufacık kesiti, yaşantınızın özeti, onun tam bir sentezidir. En olası ihtimalle bu arayış, sözlerimizin, duygu ve düşüncelerimizin biteviye yinelendiğini, günden güne defalarca mekanik olarak tekrarlandığını fark etmemizi sağlayacaktır. Genelde, oldukça tekdüze varlıklar olduğumuzu keşfedebiliriz. Gün içerisinde yaşadığınız fiziksel duyumları teşhis edin. Biraz dikkat ederseniz hissettiğiniz herhangi yeni birşey olmadığını fark edeceksiniz. Üstelik bu inceleme kendi mekanikliğimizi fark etmemize yarayacak; ‘makinemizin’ o duyguları hissetmek, o düşüncelere sahip olmak ve o sözleri dile getirmek için çoktan programlanmış olduğunun dehşet veren keşfi karşısında nefeslerimiz kesilecek. Ayarlanmış bir tempoda titreşen ve sadece o sesi çıkaran bir müzik aleti gibi, olası tuşların, titreşimlerin ve seslerin sonsuzluğu içinde sadece dar bir şerit üzerinde yer alıyoruz.

Ne tür bir şarkı dolaşıyor dilinizde?
Her gün benzer nağmeleri seslendirdiğinizi ve gerçeklik olarak adlandırdığınız dış dünyanın o tekdüze ritme, sese ve titreşime uymaktan başka hiçbir şey yapmadığını anlayacaksınız. Bir insanın gerçekliği, yapma ve dolayısıyla sahip olma becerisi, mutluluk seviyesi ve tüm bunlarla birlikte mali kaderi, kendi ‘titreşim hızı’ ile mükemmel bir uyum içindedir. Dünya, seslendirdiğiniz şarkının enginliği ölçüsünde az çok dar veya geniş olarak belirecektir. “Ne tür bir şarkı geziniyor dilinizde?” sorusu, kendi kaderinizi sorgulamanızla aynı anlama gelir. Ne zaman kendinizi dinleyebilir, çıkardığınız seslere daha çok özen gösterirseniz, işte o zaman bu seslerdeki tek – düzeliğin (mono-tony) ayrımına varabilir, ve aynı zamanda beş duyudan oluşan bu pentagram’ı genişletecek irade ve beceri seviyesini yükseltebilirsiniz.

Diğer müzik aletlerine oranla daha büyük oktav genişliğine sahip piyanoda çift pentagramın kullanılması gibi, ifade seviyesi diğerlerinden çok daha gelişmiş olan insanlar vardır. Üç, dört, beş pentagram üzerine yayılan melodilerin bestekarları var…öyle ki, onların ‘düşleri’, insanlığın geri kalanı için yeterli olan dar frekans dalgalarına sığamayacak kadar engindir. İki kişi, ritimlerinin birbiriyle kaynaşması, çıkardıkları seslerin ahenk ve uyumluluğu doğrultusunda ortak iş yapabilir. Bir firma, müziğinin genişliği kapsamında bir diğer firmayı ele geçirebilir; bir medeniyet, şarkısının enginliği, oktavların genişliği, seslerin niteliği, müziğinin gücü ve zenginliği oranında bir başka medeniyete üstün gelebilir.

Bir dağı yerinden oynatmak daha kolaydır
Gündelik söz dağarcığımız içindeki tek bir kelimeyi, tek bir tonlamayı, çok sevilen bir deyişi dahi değiştirmenin ne kadar zor olduğuna; bir yaklaşımı, bir tepkiyi dönüştürmenin, alışılmış yöntemleri bozmanın, işaretlerin, seslerin mekanik tekrarlarının dışına çıkmanın imkansızlığına dikkat edin. Bir inancı dönüştürmenin, bir duyguyu değiştirmenin ne anlama gelebileceğini bir düşünün… Kendi içinizde yeni bir fikir yakalamanın, onu kabullenmenin…gözle görünmeyenin içine dalmanın, özgün bir şeyler tasarlamanın, görünürde olanaksız olan birşeyler düşlemenin…içinde yaşamaya sürüklendiğiniz bu pentagramın dışında tek bir nota çalabilmenin imkansızlığını görün. Tüm bu saydıklarım karşısında bir dağı yerinden oynatmanın daha kolay olduğunu anlayacaksınız.

En küçüğü dahi olsa, yinelenen bir hareketi, mekanikleşmiş bir tepkiyi değiştirmek ya da bir alışkanlığı kırmak için gösterilen her kasıtlı çaba, tekdüzeliğimiz karşısında kazanılan bir zafer, yaşamlarımızın sürekli tekrarlayan alışkanlıklarına ve tekerrürlerine atılan bir çelmedir. Yaşlanmanın, yaşamlarınızın giderek esnekliğini kaybetme sürecinin çoktan başlamış olduğunu ve genç olsanız dahi, yakın bir zamanda artık bu gidişatı tersine çeviremeyeceğinizi anlayacaksınız. Zenginler ve aylaklar, politikacılar ve çalışanlar, Nobel ödülü sahipleri ve sıradan insanlar, herkes kendi şarkısını yanında taşır. Herkes kendi eseri olan roller hapishanesinde olumsuz duygulardan oluşan bir baloncuğun içinde mühürlenmiş, kendi alışkanlıkları içinde mumyalanmış bir tutukludur. İnsanoğlunun büyük bir çoğunluğu, doğumla birlikte düzenlenen, çocukluk döneminde ebeveynlerinden devraldıkları melodiyi kendi sıraları geldiğinde aktarmaktan başka birşey yapamayan anne ve babalar tarafından yeniden onaylanan, ve hipnotik bir müziğin kötü müzisyenler, sıkıcı öğretmenler, felaket tellalları tarafından öğretildiği okul ve üniversitelerde pekiştirilen bir programa itaat eder. Bin yıl süresince bilgeliğin gelenekleri, insanın kaçınılmaz olarak yöneldiği değişmezliğe ve tekerrüre ters düşmek amacıyla her türlü ‘hile’yi tasarlayarak etraflarına yaydılar.

Günde beş kez Mekke yönünde namaza durmak, İslami ay takviminin dokuzuncu ayı olan Ramazan boyunca sürdürülen oruç geleneği; aslında her dini geleneğin mevcut tüm ritüelleri, mekanikleşmiş davranışları tökezletmeye yarayan araçlar olarak nitelendirilebilirler. Bu geleneklerin görevi gündelik yaşam kalıplarını kesintiye uğratıp insanları, kökleşmiş alışkanlıklarının tekdüzeliğinden saptırmaya zorlayarak insan zekasını ve onun saklı kalmış anlayışını beslemektir.

Düşünüzü genişletin
Varoluşun pentagramlarını kolaylıkla aşan, yaratan, ve ezgilerini uçsuz bucaksız diyarlardan, yükseklerden yakalayan muazzam müzisyenler, vizyon sahibi bireyler vardır… ama aynı zamanda kendi hüzünlü, titrek hayatlarına teslim olmuş bir insanlık yığını da mevcuttur…onların ki, çocukluklarından itibaren öğrendikleri ve sonrasında hiç değiştirmedikleri birkaç nota ile sadece tek parmak çaldıkları kendi hüzünlü, sızlayan ezgilerdir. Eğer merak edip kendi hareketlerimize en ufak bir ilgi göstermiş olsaydık, yaşamlarımızın ne kadar mekanik ve yinelenen bir gidişata sahip olduğunu keşfetmiş olurduk.

Her sabah hiç değişmeyen eylemler silsilesine kati bir titizlikle girişiyoruz: aynı ayağımızı atarak yataktan kalkıyor, yüzümüzü aynı taraftan tıraş etmeye başlıyor, aynı sayıda hareketlerle ve aynı yönde dişlerimizi fırçalıyoruz ve yüzümüzde her zaman aynı ifade var. Yerleşmiş sabit  alışkanlıklara sahibiz…kabul edilmiş fikirleri, alışmış olduğumuz aynı mimikler, aynı sözler ve ses tonuyla ifade ediyoruz. Duygularımız bile, vücudumuzun şartlı refleksleri gibi öngörülebilir nitelikte. Sıradan bir insanda irade gömülüdür. Davranışı, mekanik zekanın yansımalarıdır ve psikoloji yerine etoloji ya da robotbilim kapsamında çalışılmaları daha verimli sonuçlar doğurabilir. İnsan bu anlayışa bir kez vardığında, hayatında tüm insanlığı hapseden bu dar banttan kaçmaktan, kendi müziğinin tekdüzeliğinden ve yoksulluğundan kurtulmaktan başka bir amaç edinemez. İnsanın kendi sınırlarına karşı durmasından ve kendi melodisini yükseltmesinden daha yüce bir tasarı yada daha kutsal bir savaş söz konusu olamaz.

Adem ve Havva’nın Cennet Bahçesi’nden kovulmaları, ilk günah ve cennetin kayboluşu geçmiş bir zamanda değil, ancak insanoğlunun korku ve keder ezgisini her seslendirdiğinde ve onu söylemeye devam ettiği her anda meydana geliyor.  Dünya böyle çünkü sen böylesin. İnsan psikolojisinin karanlık bir deliğinden yükselen bu cehennem vari ezgisi, insanlığın bin yıllık laneti olan yaşlanma hastalanma ve ölme dahil gezegendeki her türlü çatışmanın, yoksulluğun, suçluluğun, ahlaki ve bedensel her çeşit hastalığın sebebidir. Kendi gerçeğinizi değiştirmek istiyorsanız, bestelediğiniz müziği değiştirin ve kendinizi ‘düşünüzün’ genişletilmesine adayın.

Düş varolan en gerçek şeydir. Gerçeği yaratan düştür. Ve bizleri, Oluş’un bu sımsıkı mahkumiyetinden, bedenlerimizin ızdırabı haline gelen kendi ezgimizin tekdüzeliğinden, korku dolu hislerimizden ve şüpheli zihnimizden kurtaracak olan ancak düştür. Oluşumuz bir gün, sadece kendimizin değil, başkalarının da bestelediği nağmeleri, onların çıkardığı sesleri, oktavlarının derinlik ve yüksekliğini, notalarının rengini, tınısını ve ritmini duyabilecek enginliğe ulaşacak. Bu gerçeğin sorumluluğuna göğüs gerebildiğimiz vakit olumsuz duygulara sahip olanların bedenlerinden, felaket, keder, şüphe ve korku şarkılarının yükseldiğini anlayabileceğiz. Tüm dünya sizin zihninizde yaşar, tıpkı çaldığınız müzik, dinlediğiniz şarkı gibi. Ve kaderiniz, bir uzun çaların yivleri gibi kaydedilir.

Tüm dünya zihninizde yaşar
Kendinizi inceler ve gözlemlerseniz kendiniz hakkında daha çok bilgiye sahip olur ve gün geçtikçe temel esaslarını hareket ettirerek, düzenleyerek ve oluşturarak düşünüzün boyutlarını genişletebilirsiniz. ‘Düş’ün yaşamdaki rollerimiz yanılsamasından daha gerçek olduğunun her geçen gün daha çok farkına varırsınız.

Düşleyerek ilişkiler oluşturur, sorunları çözer, geçit vermeyen dünyalara adım atarsınız. Görünmez olanın içine dalmayı öğrenirsiniz. Gerçeklik sonradan oluşarak, düşümüzün boyutunu ve şeklini alır. Kendimizi bilmek demek, insanın, başına gelen olayların yegane sorumlusu olarak evrende tek başına bulunduğunun bilincinde olmaktır. Düşlemeye cüret edin. Zihninizde bir birey olmaya ve ele geçirilmesi mümkün olan her şeyi ele geçirmeye cesaretiniz olsun.

Merhaba Günlük

Seni ihmal ettim biliyorum : )

Fakat öyle değişimler yaşıyorum ki hangi birine yetişeceğimi bilemez durumdayım!

Bir değişim bir diğerini tetikliyor.

Kendimi bambaşka alanlarda fikirler üretir durumda buluyorum.

Hayatımın sorumluluğunu üzerime alma isteğimin doğal bir sonucu olarak aldığım yeni kararlar var. Bu kararları uygulama peşine düştüm. Günler nasıl geçiyor anlamıyorum.

Can’ın hayatımdaki yoğunluğu giderek azalıyor, fiziksel yoğunluk tabi ki bahsettiğim. Kendi kendimle kaldığım ve kendi gelişimime odaklandığım zamanlar artıyor.

Bazen de Can bir tek sözüyle bile “gelişim de neymiş” dedirtebiliyor! “Benimle geliş anne!”

: )

Bugünlük bu kadar, olgunlaştığında daha da ortaya çıkacak herşey.. O zaman yazacağım..

Danışmanlık, koçluk, terapistlik vb. hakkında..

Bir arkadaşımla sohbet ederken kişisel gelişim danışmanlığı yapan kişilerin ne kadar çoğaldığını konuşuyorduk. Eskiden mentörlük, ilişki koçluğu, sınav koçluğu yok hayat koçluğu gibi kişiler yoktu hayatımızda ama şimdilerde öyle yaygınlaştı ki. 

Burada ofisten bir arkadaşımızın çok yakın arkadaşı ……  ile çalışmış. Ve hiç memnun kalmamış. Neden diye sordum. Sanırım boşandıktan sonra gitmiş çünkü çok bozulmuş psikolojisi vs. Birşeyler söyledi sebep olarak şu anda hatırlamıyorum fakat anladığım o ki, kızın durumu düzelmemiş..

Ben de bunun üzerine biraz sinirlendim.

İnsanlar bunu ne zannediyorlar, sanki pazardan domates aldın da eve gelince çürük çıktı gibi bir şey mi? Çarşıdan bir mal aldın da defolu çıktı giyemedin gibi bir şey mi?

O kadar para saydık hiç bir şey olmadı diyor insanlar.

Burada söz konusu olan insan, insana yaşadıklarını yaşatan bir sürü tetikleyici unsurlar var, karşılarındaki terapisti sihirbaz mı zannediyorlar acaba!

Bu iş, parasını verip hizmetini almak gibi bir iş değil ki… Asla da olamaz.

Bu iş, para verip senden daha tecrübeli bir insanın tecrübesinden faydalanmak olabilir ancak. SEN KENDİN DEĞİŞECEKSİN KİMSE SENİ BİR DOKUNUŞLA DEĞİŞTİREMEZ. ANCAK DEĞİŞMENE YARDIMCI YOLLAR SUNAR SANA.

Böyle bakıyorum ve, bu tarz yerlere gidip de, bir beklenti içine girmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bu sıradan bir para-hizmet alış verişi değil çünkü.

 Her insanın kendisine özgü bir gelişim süreci var, kim kimin gelişimini hızlandırabilmiş YAPAY OLARAK şimdiye kadar. Hiç kimse!

Ama eğer biz çabalarsak zaten yardım da geliyor, bu yardımın adı ahmet olmuş nihan olmuş ne fark eder. Kendi kendini şifalandıran yine sensin. Bir kitap okuyorsun müthiş etkileniyorsun hayatın değişiyor, diğeri aynı kitabı okuyor hiçbir şey hissetmiyor, ne diyeceğiz kitap kötü mü iyi mi oldu şimdi?

Sen hiçbir şey yapma. Hiç çaba sarfetme. Git birine para ver bekle ki seni değiştirsin. Böyle düşünen bir kişinin “hiç memnun kalmadım” sözüne ne kadar itibar edilir değil mi?

Bir de bir insan hazır değilse ne olursa olsun isterse en yetenekli şifacı gelsin mümkün değil iyileşmiyor.

Bizlerin kendimizi iyileştirme gücümüzün ancak yine kendimize mevcut olduğunu unuttuğumuz çok anlar oluyor. Eğer insanlar terapistlere veya doktorlara, kendilerini iyileştirmek için bir yol bulmak amacıyla gitseler bugün hastalıkların yarısı yok olur ! Ama biz ne yapıyoruz, doktora gidip ben kendimi iyileştiremiyorum beni iyileştir diyoruz. Sen kendi içindeki ŞİFACIYI görmeyip yadsıyıp bastırıp kendini küçücük minnacık iradesiz bir varlık haline getirmişsin doktor sana ne yapsın!!

Çeşitlilik üzerine..

Can’a hamile kaldığımdan beri yani 5 senedir hiç ABD’ye gitmiyordum.

Bir iş fırsatı çıkınca plan yaptım ve 22.Eylül’de yola çıktım. Oğlumun yeni okulunda ikinci haftasıydı bu sebeple uzun kalmadım, 4 gece ve 3 gün bana yetti. ABD’nin batısını hiç görmemiştim, bu vesileyle bir kaç günlüğüne de olsa kısa ama kalıcı bir tecrübe yaşamış oldum. Kalıcı dememin sebebi, 3 günün bana 3 hafta gibi gelmesiydi ve de hissettiğim yabancılık hissi..

ABD’nin farklı eyaletlerinde kısa ve uzun dönemler kalmış olmama rağmen yine de yabancılık hissini yaşadım. İnsan çok farklı bir mekana gittiğinde oradaki her şeye kendisini yabancı hissettiğinde farklı bir bilinç haline giriyor, an’ı yaşama hali mi desem, tüm algıların alarma geçiyor sanki, rutin hayatın hissi gidiyor (hani herşeyi zaten bildiğin hayatın) yerine her an yeni bir şey görüp hissedip yaşadığın bir ortam geliyor.. müthiş dinamik, müthiş adrenalin içeren..

Bu hem çok güzel hem de tedirgin edici bir duygu. Rutin alışkanlıklarının dışına çıkmaya zorluyor seni, iyi de yapıyor.. Herkese tavsiye ederim. Bakış açıları genişliyor, düşünceler esniyor, çeşitlilikleri görüp kendini algılama halin yükseliyor. Sürekli öğrenme modunda bir insan olduğum için bana çok iyi geliyor, yeni öğrenmeler olarak bakıyorum her türlü farklılığa. Zihni daha dar kalıplar içinde yaşayan insanların ise bu durumları daha tedirgin yaşadıklarını zannediyorum ve de içlerine kapandıklarını..

Bu sebeple, kaç yaşında olursak olalım öğrenen çocuk/öğrenen insan hissini hiç kaybetmemek çok önemli..

İşim yurtdışı ilişkileri kapsadığı için çok şanslıyım. İşim sayesinde dünyanın pekçok yerini görüp pekçok insanla tanışma fırsatım oluyor. İş için gittiğim için de, turistik seyahatlerden daha etkili oluyor çünkü gerçek yerli insanları gerçek halleriyle görebiliyorum. Turistik seyahatlerde daha izole oluyor insan etrafından. Yine de her türlüsü büyük bir tecrübe.

Bu geziyle ilgili bana çarpan somut olayları da ayrı bir yazıda yazmak istiyorum.

Sevgiler..

Yeni bir ay..

Merhaba günlük : )

Yeni bir aya merhaba demek istiyorum. Enerjisi yüksek bir ay olacak öyle olmasını istiyorum.

Yani?

Çalışma isteğimin yüksek olduğu, irademi her konuda kullanabileceğim, gözle görülür şekilde kendimi hedeflerime taşıyabileceğim bir ay olacak.

Enerjiyse bize gereken, bırakalım da gelsin.

Yeni okuyucular..

Bugün de bir abonelik isteği geldi : ) çok mutlu oluyorum siteye bakanlar çoğalıyor giderek..

Abonelerden bir isteğim var! Bana yazı gönderir misiniz? Eğer yazı konularım ile ilgili söylemek istediğiniz birşeyler varsa bana yazıp gönderebilirsiniz. Burada yayınlayabilirim. Ayrı bir başlık altında kendi yazınızı da tüm aboneler görmüş olur böylece 🙂

Sevgiler

Nihan

Anaokulu İlk Gün…

Aslında farkındayım Assos tatilimizle ilgili yazımı yazamadım.

Tatil sonrası ruh hallerim çok değişkendi ve bir türlü tatil anısı yazmaya konsantre olamadım.

    Daha sonra da okul telaşı başladı. Aman bir telaş bir telaş. Sanki ilkokul 1’e başlıyoruz!

    Hiç farkı yokmuş! Kitapları var, kıyafetleri var, okul prosedürleri var, sporu için ayrı draması için ayrı, ingilizcesi için ayrı ayrı öğretmenleri var.. İlkokula hazırlık yaptık resmen. Velilerden duyduğum kadarıyla her sene okullar başlamadan önceki bir hafta çılgın gibi geçiyormuş.

    Çok farklı birşeymiş gerçekten. Küçük Şeyler’e veya Kids Garden’a hiç benzemiyor burası. Çok kurumsal bir yapı var, çok farklı bir ortam. İç işleyişte KüçükŞeyler’den alışkın olduğumuz pratikler var ama yine de çok büyük ve köklü bir camianın içine katıldık. Kendimi çok büyük bir şirkette yeni işe girmiş bir çırak gibi hissettim. Çocuğumu emin ellere yerleştirdiğimin hissiyatı bir yana, benim için de yeni bir öğrenme alanı olacak. Okul arkadaşlarının aileleriyle tecrübe edeceğim şeyler, öğretmenleriyle olsun kurumla olsun yepyeni bir hayata adım atmak gibi.. Hepimiz için hayırlı olsun : )

“Okuldaki İlk Resmim” panosu..

Geçen haftaki uyum günlerinden sonra, P.tesi günü sabah açılış töreni oldu, ortalık toz duman ağlayan ağlayana.. Baktım bizimki de etkileniyor, “bugün dışarıda seni bekleyeceğim” dedim. “Ve yarından itibaren işe gideceğim.” Yüzü parladı. Anlaşma yaptık.

Bütün gün sınıfın dışında onu bekledim ara ara pencereden baktım beni görmesini sağladım.

Salı günü sabahı servise ilk kez bindirirken kalbim çarpıyordu resmen. Çok heyecanlandım. Gayet moralliydi. Bana el salladı ve gitti. Akşam da ananesi aldığında çok mutluydu telefondaki sesi.

Dün ve bugün de aynı mutlulukla okula gitmeye devam ediyor.

Akşamları aldığımda, anne ben hep okulda kalmak istiyorum diyor. Çok çok mutlu oluyorum çokk.

C.tesi günü seyahate çıkıyorum, ilk kez Can’ı 6 gün bırakacağım. Umarım sağlıkla gider gelirim.

🙂 Assos tatili anılarımızı ayrıca yazacağıma söz veriyorum. Çünkü 4,5 yaşında anne ve babasıyla çok mutlu geçen bir tatil oldu bu tatili yazmalıyım ..

Huzur..

Dernekte Salı konferansım olduğu zaman bitip de eve ulaştığımda hissetiğim şeyi tarif edemem bir türlü. Huzur hali ama içinde hem mutluluk var hem kıpır kıpır heyecan var hem rahatlama hem sevinç. O kadar güzel bir duygu ki bu..

Bir şey yaparken değil ama bitirdiğinizde hissettiğiniz o tamamlanmış olma halini hiç yaşadınız mı bilmiyorum..

Doğru bir yerde çok doğru bir şeyi yaptığınızı bilirsiniz ya, yapmak durumunda olduğunuz şeydir, o bir iç durumdur, dışardan empoze edilmiş bir şey değildir. Tamamlandığı zaman yapmanız gereken şeyi yaptığınızı bilme hali ve bu halin verdiği o duygu işte…İçsel bir huzur hissedersiniz. Doğru zamanda doğru yerdeydim hissi gibi.

İçimizde bir yerde bizi bir şeye iten bir kuvvet vardır. Genellikle onun ne olduğunu bilemeyiz. O ittiren kuvveti negatif bir güç olarak tanımlasak bile (çünkü bir kuvvet uygulamaktadır bize) o en büyük yardımcımızdır. Strese gireriz oflarız puflarız ama sonra.. bütün zorluklar, çabalarımızın sonunda yaşadığımız huzurlu bir tatmine dönüşür.

Ancak iş bittiğinde hissettiğimiz o tamamlanmışlık duygusu belki bize bu dünyaya niye doğduğumuzun bir bilgisini verebilir. Hani hep sorarız ya hep arar dururuz, dünyaya geliş amacımızı. O kadar da zor bir cevabı yok. Kendimizi biraz gözlemlemek yeterli olabilir..

Sevgiler,

Gerçeklik..

Bir insan, kendisi dışında bir gerçekliğin olmadığını nasıl hissedebilir?

Bize bunu farkettirecek bir cihaz henüz icat edilmedi bildiğim kadarıyla.

Benim “dışımda” diye gördüğüm herşeyin kendi yarattığım enerji formları olduğunu ben nasıl anlayacağım?

En ufak bir kum tanesini bile ben mi yarattım yani? Evet..

Beni sinirden zıplatan şu kişiyi de mi? Evet..

Hayran olduğum özendiğim şu kişiyi de mi? Evet..

Peki bu dağları, denizleri, gölleri, ağaçları? Evet..

Peki bu savaşları, ölen insanları, yalancıları, hırsızları? Evet..

Yok yok bu mümkün değil, böyle bir şey olamaz…..

ama

oldu..

Artık Yazmalıyım..

Kaç gündür yazmıyorum çünkü değişim dönüşüm günlerindeyim… öyle bir başladı ki aniden habersiz çat kapı !

Nasıl anlatacağımı bilemiyorum ama diyeceksiniz ki, insandaki değişim dönüşüm hiç bir zaman bitmiyor ki, yeniden başlasın.. evet öyle gerçekten ama bazı dönemler daha bir fazla dalgalanıyor içimdeki okyanuslar, bazı dönemler daha sakin durgun..

Herşey bir tane kitabı elime alıp okumamla başladı fakat işin sırrı kitapta değil ki, benim için doğru olan zamandaydı..

Zamanların ve mekanların doğru bir şekilde çakıştığı ve insanın farkındalığında pick yaşadığı dönemler vardır. Kimi zaman bir insanla yaptığın sohbet tetikler kimi zaman bir kitap kimi zaman bir olay kimi zaman bir şarkı kimi zaman bir tatil ne olursa olsun..

Buna dikey yönde daha çok yaşamak da demek istiyorum yani gerçekten geliştiğin ve DEĞİŞTİĞİN zamanlar…

Bu zamanlar belli bir dönem sürebiliyor mesela birkaç yıl.. Sonra dönüp baktığında evet diyorsun bu dönem benim için farklıymış.. Zormuş ama dikey yönde daha çok yaşamışım..

Sonra bir durgunluk başlıyor. Sanki bir sarkaç gibi bir ileri bir geri salınan bir mekanizmasın..

Bir şeyi YAPMAK ile Bir Şey OLMAK arasında çok fark var..

OLMADAN önce yaşadığın deneyimleri yapmak olarak nitelendirebilirsin.

Ama “yapma”lar bittiği zaman işte o zaman başlıyor herşey..

Herşey ne?

Mucizeler…

Ama mucize değil bu sana mucize gibi gelen şey senin olmuş halin…