Tag: Anaokulu

Anaokulu üzerine düşünceler

Okul günleri başladı. Can’ın anaokulu zamanlarıyla Eren’in anaokulu zamanları çok farklı olacak hissediyorum.

Can anaokuluna başladığında bu benim ve tüm ailem için  o kadar büyük bir olaydı ki..

Burada sitede bile bir dolu yazılar yazmışlığım var o dönemlerde.

Ne kadar heyecanlıymışım ne kadar toymuşum. Benim kalbimdeki o kaygı aynen oğluma da yansımıştı. Kaygı duyduğum ölçüde de olayları değiştiremediğimi öğrendim artık. Yani ne kadar kaygı o kadar yapamama..

Elbette ki Eren’le yepyeni öğrenmeler yaşayacağım. Can’da öğrendiklerim işe yaramayacak bazen. Çünkü her çocuk farklı ve hepsi farklı şeyler öğretiyorlar anneye. Bu küçük kahraman hassas varlığını öyle saklıyor ki benden, bazen ben bile göremiyorum içindeki titreyen kalbini.. Kocaman adam gibi, abisiyle yarışan, abisinin önüne geçemediği için çıldıran bir çocuk. Yapmaya karar verdiği şeyi yapan, yaptıran bir çocuk. Hedefler peşinde koşturuyor..

Ben ancak çok sakinken ve tamamen ona odaklanmış durumdayken görebiliyorum içinin nasıl sevgiyle titrediğini.

Onu keşfetmek için kendime daha çok yer açabildiğim için mutluyum…

Anaokulu İlk Gün…

Aslında farkındayım Assos tatilimizle ilgili yazımı yazamadım.

Tatil sonrası ruh hallerim çok değişkendi ve bir türlü tatil anısı yazmaya konsantre olamadım.

    Daha sonra da okul telaşı başladı. Aman bir telaş bir telaş. Sanki ilkokul 1’e başlıyoruz!

    Hiç farkı yokmuş! Kitapları var, kıyafetleri var, okul prosedürleri var, sporu için ayrı draması için ayrı, ingilizcesi için ayrı ayrı öğretmenleri var.. İlkokula hazırlık yaptık resmen. Velilerden duyduğum kadarıyla her sene okullar başlamadan önceki bir hafta çılgın gibi geçiyormuş.

    Çok farklı birşeymiş gerçekten. Küçük Şeyler’e veya Kids Garden’a hiç benzemiyor burası. Çok kurumsal bir yapı var, çok farklı bir ortam. İç işleyişte KüçükŞeyler’den alışkın olduğumuz pratikler var ama yine de çok büyük ve köklü bir camianın içine katıldık. Kendimi çok büyük bir şirkette yeni işe girmiş bir çırak gibi hissettim. Çocuğumu emin ellere yerleştirdiğimin hissiyatı bir yana, benim için de yeni bir öğrenme alanı olacak. Okul arkadaşlarının aileleriyle tecrübe edeceğim şeyler, öğretmenleriyle olsun kurumla olsun yepyeni bir hayata adım atmak gibi.. Hepimiz için hayırlı olsun : )

“Okuldaki İlk Resmim” panosu..

Geçen haftaki uyum günlerinden sonra, P.tesi günü sabah açılış töreni oldu, ortalık toz duman ağlayan ağlayana.. Baktım bizimki de etkileniyor, “bugün dışarıda seni bekleyeceğim” dedim. “Ve yarından itibaren işe gideceğim.” Yüzü parladı. Anlaşma yaptık.

Bütün gün sınıfın dışında onu bekledim ara ara pencereden baktım beni görmesini sağladım.

Salı günü sabahı servise ilk kez bindirirken kalbim çarpıyordu resmen. Çok heyecanlandım. Gayet moralliydi. Bana el salladı ve gitti. Akşam da ananesi aldığında çok mutluydu telefondaki sesi.

Dün ve bugün de aynı mutlulukla okula gitmeye devam ediyor.

Akşamları aldığımda, anne ben hep okulda kalmak istiyorum diyor. Çok çok mutlu oluyorum çokk.

C.tesi günü seyahate çıkıyorum, ilk kez Can’ı 6 gün bırakacağım. Umarım sağlıkla gider gelirim.

🙂 Assos tatili anılarımızı ayrıca yazacağıma söz veriyorum. Çünkü 4,5 yaşında anne ve babasıyla çok mutlu geçen bir tatil oldu bu tatili yazmalıyım ..

TED ANKARA KOLEJİ

Yeni okulumuzun adı…

Eylül’den sonra sık sık adını duyacağınız yeni eğitim öğretim yuvamız 🙂 🙂

Çocuğumu şu sisteme kurban etmeyi hiç istemezdim, ama ben de babası da ve etrafımızdaki insanların hepsi de bu sistemin bir kurbanı iken bunu nasıl başarabilirdim ki…

Tamam o kadar sert olmayacağım, yine bu dünyanın adamı olacak başka türlüsü olamaz..

Herşey bir anda değişemez..

Değişmesi gereken durumların farkına varmasını sağlamak bile başarı..

Eğitimde yeni bir felsefe, yepyeni bir anlayış olsun istiyorum….

YUVAYA BAŞLAMAK ve BAŞLAYAMAMAK

Sevgili anneler, bu hafta bana çok sık danıştığınız yuva konusundaki sıkıntıların nedenini anlamaya çalışalım.

Doğduğu günden beri içinde olduğu güvenli evinden ayrılıp yepyeni bir ortam ve tanınmayan birçok yüzün bulunduğu yuva (yani yeni ve yabancı bir ortam) yaşamına başlamak, çocuk için bizim anlayamadığımız bir korku duygusu ile eşlenir.

Buradaki korkunun adı ‘kaybetme korkusu’dur; anneyi ve evini kaybetme korkusu.

Oysa anne şimdiye kadar olduğu gibi ya iştedir ya evde. Ev de yer değiştirmez olduğu yerdedir. O halde, çocuğun içinde bulunduğu durum nasıl bir kaybetme algısıdır?

Burada bir soluk alıp konuyu değiştirsem ve aklıma takılan bir soruyu sizlere sorsam: Aşağıda görülen yarı doğru, yatay bir düzlemde 180 derece açılımın orta noktasından başlamak üzere ve birbirlerine
eşit aralıkla yerleştirilmiş 18 adet yarı doğrudan hangisi ile eşleniktir? Sorunun görsel ifadesi de şöyle:

Gördüğünüz gibi sorunun sözel anlaşılırlığı ile şekilsel anlaşılırlığı biraz farklıdır. Her iki anlatımın anlaşılabilmesi için sözel ve uzayda-görsel algı gibi iki farklı beyin sistemi kullanılır. Bu sistemlerden biri diğerine üstün olabilir ya da bu sistemlerden biri hiç olmayabilir. O durumda birey aynı gerçeğin farklı anlatım şekillerinden farklı anlamlar çıkarır, ya da birini anlayabildiği halde diğerini anlayamaz.

Sevimli E.T. ile tanışalım…

Gelelim yuvaya gitme hazırlığında olan minik E.T.’ye. (Ben onları E.T.’ye benzetirim sevgiyle…)

Bizim sevimli E.T., annesinin eline yapışık neşe içinde okul okul dolaşarak birlikte okul seçerler.  Anne, minik yavrusunu yuvaya bırakacak olmanın boğucu baskısı ile onun büyüyor olmasının yumuşak heyecanının yarattığı karışık duygular içindedir. Bu duygular içinde annenin özverisi sınır tanımaz. İster ki yavrusu için en iyi yuvaya karar verebilsin ve yavrusunun da gönlüne göre olsun. Bu hissiyatla anne-çocuk okullar dolaşılır. Bizimki yuvalardaki oyuncaklar dikkatini çekse de
gözleri irileşmiş heyecan içinde ve annesinin eline yapışık vaziyette bu maceraya katılır. Kah başını sağlı sollu ‘hayır’ anlamında, kah aşağı yukarı ‘evet’ anlamında sallar durur. Sonunda biraz sıkılmış biraz yorulmuş halde şaşkın annesinin kendisinden beklediğini yani kararını verir: ‘Bu yuva olsun’ deyiverir.

Okul seçilmiştir ve ilk gün gelip çatmıştır, heyecanlı ve gergin… Neşeyle okula gidilir. Anneyle vedalaşılır.  Bir gün geçer, iki gün geçer, dokuz gün geçer… Önceleri hafif dozda ve “Okula gitmiycem, sen de işe gitme, para kazanma
ben oyuncak istemem” ile başlayan mızıklanmalar; karın ağrılarına, hırçınlıklara, arkadaşlara vurmalara, oyuncak kırmaya dönüşür. Ne oluyor?

İstediği okul seçilmiştir. İlk günler güzel güzel okula gidilmiştir. Şimdi yaşanan bu isteksizlik de neyin nesidir? Mutlaka okulda onun canını sıkan bir durum vardır. Anne olanı biteni öğrenerek duruma el koymak amacı ile okulu sorgular. Bu sorgulama okul ile annenin ve hatta uzantılarında babanın da devreye girmesiyle ailenin arasını açacak boyuta ulaşırsa okul değişikliğine gidilir, ki bu mevcut durumun daha da şiddetlenmesine yol açar. Okul ‘kararlı olun, istikrarlı olun, gözünün yaşına bakmayın’ telkinleri ile ikna edici tutumunda başarılı olursa her şeye rağmen okula devam olunur. Böylece huzursuzluk hat safhaya ulaşarak uyku ve yemek alışkanlıklarında bozulmalara kadar varır. ‘Ne oluyor?’ demeye kalmadan anneyi duymazdan gelmeler, ne derse tersini yapmalar, annenin saçını çekmeler, tekmelemeler, ısırmalar eklenir. Yetişkinler olaya böyle şaşkınlıkla yaklaşırken, bir an bir çip olup çocuğun beyninin içine girsek… Singulate girus ile amigdala arasında ve oradan da frontal loba uzanan bir alanda gidip gelen elektrik sinyallerini izlesek… İlk önce biz yetişkin beyninde mevcut olan (ki bazı yetişkinlerde olmayabilir) frontal lobda karar mekanizmalarının olduğu alanın
henüz bomboş olduğu dikkatimizi çekecektir. Hani sevimli E.T.’mizin yuva seçiminde rol oynadığını var saydığımız karar alanı… Meğerse yuva yaşındaki bir beyinde karar verme sistemleri henüz yokmuş!

Çip olup onun beyninde dolaşırken bir de ne görelim, o güne kadar yattığı yatağı ve yatağının bulunduğu odasını emniyetli zemin olarak kabul edip kodlanmamış mı? Yuvanın kodlandığı alana baktığımızda oranın henüz emin olmayan yepyeni bir mekan olarak algılandığını, her an bir tehlike sinyali alınmakta olduğunu dehşetle fark ederiz. Sonra doğumdan itibaren ona bakan yüzlerin kodlandığı alanı görürüz. Bu yüzlerin emniyet alanında kodlandığını fark ederiz. 9. aydan itibaren emin yüzler ile yabancı olanların ayrıştırılabilmekte olduğunu anlarız. Nitekim geri dönüp baktığımızda minik E.T.’mizin yabancılardan uzak durmakta olduğunu hatırlarız. Oysa yuvada ne çok yeni yüz vardır. Hem de hiçbiri emin değildir.

Annesi ile ilk 5 yıl sürmesi beklenen sembiyotik bir yaşamı garanti eden beyin alanında birebir anneyi görürüz, sanki sevimli E.T.’mizin ta kendisiymişçesine. Annesi birebir kendisidir. Anne yoksa o da yoktur. Tanrım bu ne korkunç bir yokluk algısıdır!
Kortekste 10. aydan itibaren gerçekleşmekte olan nesnel gerçeklerin zihinsel kalıcı kayıtlarının çokluğu karşısında irkiliriz. Bu çocuk bu kadar kısa bir zaman diliminde nasıl olmuştur da bu kadar çok nesneyi, kapıyı bacayı, kalemi, peyniri, bardağı, telefonu, yastığı, pencereyi daha neler neleri kaydedebilmiştir?

Ancak tüm bu nesnellikler arasında tek bir soyut algı kaydına rastlamamış olmamız karşısında bir kez daha hayrete düşeriz. Mekansal algının nesnel gerçeklerden farklı olduğunu o an anımsarız. O nedenle E.T.’mizin bir mekandan ayrıldığında o mekanın devam edeceğini henüz algılayamayacağını da… İşte o zaman anlarız evden ayrılmanın ona vermekte olduğu korkuyu, döndüğünüzde evinizi yerinde bulamamanın dehşetini…

Hele hele biz insanların ay ya da güneşin döngüsüne göre kurguladığı anlamdaki zaman kavramının onun beyninde hiç olmayışı, başka bir farkındalık yaratır biz yetişkinlerde…

Beyninin içinde gördüklerimizle artan farkındalığımız sayesinde, onun (biz yetişkinlerde azalmış olan) olağanüstü içsel ritminin devasa bir saat gibi ‘TAK TAK TAK ‘ diye annenin yokluğunu hissettiriyor olmasını fark edebiliriz.  O zaman hemen bakıcının “Bu çocuk sizin geleceğiniz saati nereden biliyor da siz gelmeden az önce kapının arkasında beklemeye başlıyor?” deyişleri… kulağımızda çalınır.

Tam burada bizim tatlı yavrumuz E.T.’nin beyninden çıksak diyorum, çünkü bu kadar empati sizi bilmem ama bana ağır geldi. İşte size bir gerçek iki farklı beyin; alt tarafı her evde yaşanan bir yuvaya başlama öyküsüne iki farklı bakış açısı.

Denklem bu kadar basit değildir şüphesiz ki! Buna bir de bireysel özellikleri eklersek, her evde ayrı bir yuvaya başlangıç yaşanır; kimisi neşeyle gider, gidiş o gidiş hiçbir sorun yaşanmaz. Kimisi değil 3-5 gün yuvada kalabilmek kapısından içeri giremez. Diğer bazıları annenin eteğinden dahi ayrılamaz. Mesele her zaman olduğu gibi onu anlamak ve ona uygun çözüm üretmektir. Yoksa sevimi E.T.’mizin bizi anlamasını beklemek absürdle iştigal olur.

Şanslı kalın.

SABİHA PAKTUNA KESKİN

Anaokulu Günlüğü..

Nisan başında başlamıştı ama bana daha uzun geliyor! Nasıl alıştık böyle okula biz 🙂

En güzeli de Can’ın tam uyumlu moda geçtiğini görmek oldu benim için. Artık arkadaşları var, anlayacağınız gözlemleme safhasından durumların içine dalış safhasına geçti 🙂 Hatta ve hatta öğretmeninden kendisi ve birkaç oğlan için sınıfta azıyorlar lafını bile duydum 🙂

Haziran’da tam güne geçiyoruz. İki ay yarım gün devam etmesi benim açımdan biraz zor oldu fakat Can’ın yaşadığı değişim yumuşak olmuş oldu, değer mi değer 🙂 Her zaman olur mu olmaz 🙂

Okul benim beceremediğim ortamları oluşturuyor onun için. Kimse yedirmiyor yemeğini, kendisi yemek yemeyi öğreniyor, ancak yemeğin sonunda kalan kısmı için öğretmeni yardımcı oluyor. Kendi kendine oyuncaklarıyla oynama becerisini kazandırıyor. Bir annenin bulunduğu yerde bu mümkün değil. Kendi kendine birşeyler yapması benim konforumu artırıyor ama daha da önemlisi onun ileride kendi kendiyle olmaktan keyif alabilecek bir insan haline gelmesine yardımcı oluyor. Günümüzde bunu yapabilen kişiler Türkiye’de pek yok. Sürekli birileri veya birşeyler tarafından oyalanma isteği içinde insanlar. Bilgisayar oyunlarına bağımlılık niye var örneğin?  Yalnızlık güzeldir diye bir düşüncem yok tabiki. Önemli olan burada insanın tek başına kaldığında bir eksiklik hissetmemesi, kendi kendiyle huzulu kalabilmesi, kafasındaki düşünceleriyle mutlu kalabilmesi. Bunun çocuklukta kazanıldığını sanıyorum.

Sonuçta anaokulu, evdeki krallık ortamından çıkıp her istediğinin her istediği anda olmadığı bir ortamın içine koyuyor çocuğu. İstenecek birşey mi hayır 🙂 çocuk için gerekli birşey mi evet 🙂

Okula alıştı, alışmadı, alışacak derken..

Son iki gündür sabah ağlamaları olmuyor, ama surat bozuk tabii 🙂

Saat 2’de beni almaya gel diye defalarca söylüyor okula gidene kadar. Tamam söz veriyorum saat 2’de oradayım diyorum, sen de söz ver beni bekleyeceksin diyorum. Surat asık, mecbur olduğunu biliyor, okula gitmeyeceğim demiyor. Zaten derdi okulla değil, benim orada onunla olmamamla 🙂

İlk haftayı geçtik ben oradaydım çok mutluydu. İkinci hafta 5 gün yani her sabah ağladı. Üçüncü  hafta hastaydı gidemedi. Bugün dördüncü haftanın son günü. İki gündür ağlamayı kesti. Yani toplam 8 gün sabahları ağladı.

Öğlenleri almaya gittiğimde halinden memnun görüyorum. Konuşmalarından öğretmenini sevdiğini anlıyorum. Birkaç ay içinde, koşa koşa isteye isteye okuluna gittiğini görünce epey rahatlayacağım, bir geçiş dönemini de atlatacağız böylece. En zor kısmı bitti galiba.

Artık kabul ediyorum, çocuk büyürken mutlaka travmalar yaşayarak büyüyor. En hafifinden en ağırına kadar çeşitlenebilir ama travmasız bir büyüme yok bu hayatta. Doğaya aykırı. Geldiğimiz yeri unutmamız gerekiyor –ki burada yapmamız gereken işe odaklanabilelim- bunun için de travma denen şeyler yaşanıyor, fiziksel olarak en başta aşılar görev yapıyor. Çocuğu dünyaya – yeryüzüne bağlıyor. Yedikleri de aynı şekilde (proteinler, sebzeler vs.).

Duygusal açıdan ise onu geldiği yerden koparan, ben yapan şey, anneden kopuş büyük oranda. Doğduğunda onu yukarıya bağlayan, onunla birleşik hissetiği anne bir süre sonra ondan kopuyor ve çocuk tek başına kalıyor, bunun ilk zamanları oldukça korkutucu çünkü yalnızlık duygusuyla doluyor. Yalnızlık demek onun için güvensizlik demek. Sonra sonra tek başına bir birey olarak yoluna devam etmeye başladığı zaman kendine güven oluşuyor. Çocuk ilk yıllarında anneye ne kadar doyarsa, sonraki yaşamında içinden doğan özgüven o derece yüksek oluyor. Tabii çoğu anne gibi ben de çocuğumu seveyim derken onu aşırı koruyucu kollayıcı davranıp, kendi olması için fırsat yaratmaktan geri kalabiliyorum.  Kendisi olması demek bir anlamda travmatik bir olay sonuçta. Bu hayatı için çok gerekli olan bir şey. Bu görevi anaokulları çok güzel yapıyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da objektifliğin olabilmesi için duygusallığın olmaması şart. Duyguları geri plana atabilip çocuk gelişimi hakkında objektif davranabilmek -özellikle bir anne için çok zor- ama anaokulları için daha rahat yapılabilen bir şey.

Yeni okuyanlar mutlaka şaşırırlar, yukarısı nedir, geldiği yer neresi, sen nerden biliyorsun falan gibi sorular olabilir.

Ben de hiçbir şey bilmiyorum hatırlamıyorum daha doğrusu, ama geldiğimiz yer hakkında çok güçlü sezgilerim var. Niye geliyoruz nereden geliyoruz ne yapıyoruz nasıl gidiyoruz gibi soruları mütemadiyen düşünen soran konuşan biri olduğum için bu tarz yazmak bana çok doğal geliyor. Araştıralım öğrenelim bütün bu soruların cevapları var hem de bizim anlayabileceğimiz formatta. zaman bu zaman artık…

Yeni Bir Başlangıç Yeni Bir Hayat

Oğlum için olduğu kadar annesi için de yepyeni bir başlangıç yaptık.

Can’ın okula başlamasıyla birlikte benim iş saatlerim de değişecek gözüküyor. Son iki buçuk senedir az çok bir düzen oturtmuştuk, ama ah şu düzen bağımlılığı yok mu, yeniden yeni bir düzen kuracak olmak endişeli düşünceleri de zihnime davet ediyor işte..

Bütün geçişleri yumuşak yapmak ilkem olmuştur her zaman. Bu sefer de keskin bir geçiş yapmaktansa, Can’ı yarım gün ana okuluna başlatarak bu aşamayı kademe kademe almaya karar verdim. Bir haftası geçti bile. Çok şükür bunu yapabilmek için işimde esnek imkanlarım var yoksa yapamazdım. Olumlu geri dönüşler alıyorum. Öğlenleri onu almam ve eve getirmem, öğle uykusunu evinde uyuması ve bakıcısıyla oyunlarına devam etmesi Can için çok iyi oluyor.

Okulda ilk günün ilk yarım saati derste benimle olmak istedi. Faaliyete beraber katıldık, herhalde o pembe fiyonk çalışmasını hiç unutmayacağım, heyecanlıydım. Öğretmenimiz, alışkın olduğundan mıdır bilemedim pek aldırış etmiyordu, ne bana ne de Can’a. Belki de diğer çocukların ruh halini stabil tutabilmek için belki de onların da annelerini yanında isteyebilecekleri hissi olmasın diye bunu engelleyebilmek adına yapmıştır. Sonra yanından bir bahaneyle ayrıldım ve sorunsuz oyununa devam etti.

İlk hafta, onunla birlikte sınıfta oturduğum  ilk yarım saat haricinde, ben aşağıda otururken hiç sınıfından dışarı çıkıp beni aramadı. Sınıftaki faaliyetlere katıldı ve öğlen mutlu ayrıldı okulundan. İlk hafta ben hep oradaydım, beni ararsa orada olduğumu bilecekti. Bu arada ben de dışarıdan onu seğrettim ve diğer sınıfları, öğretmenleri gözlemledim. Okul müdürü ile sohbet ettik, önceki birkaç gidişimde olduğundan daha derin sohbetlerdi, detaylara iniyorduk doğal olarak, faaliyetler hakkında, öğretmenler hakkında, eğitim ekolleri hakkında bilgi alışverişi yaptık.

Hale hanım, Can’ın ilk haftasında genellikle beklenmeyen şekilde çok uyum gösterdiğini söyledi. Benim için ise değişik duygular yaşadığım bir hafta oldu. Artık büyümek zorunda olduğunu hissettiğim oğlum tam da büyüyeceği ortamın içine girince onu bütün gönlümle bırakabilmek zor geldi biraz. Biraz duygusallık yaptım. Ya birileri ona vurursa, ya iterse, ya kötü konuşursa, ya öğretmen onunla ilgilenmezse, ya yalnızlık hissederse, ya birşey isteyip de söyleyemezse bir dolu düşünce ve duygular tüm zihnimi sardı.. 

Birilerini yönetmek, özellikle de çocukları yönetme sanatı çok başka birşey..

Bu konuda birkaç söz söylemek istiyorum. Diğer yazımda..

Ana Okulu Başladı

4.Nisan’da Anaokuluna başladın oğlum.
Annen başta olmak üzere tüm akrabalar, arkadaşlar herkes çok heyecanla bekliyordu bugünü.
Bugün ikinci günün akşamı ve bu konuyla ilgili yazacak çok şeyi var annenin..
Bu konu dışında annenin hayatının başka alanlarında da hareketlilik yaşanıyor, onun yazacağı yazılar yine çok birikti anlayacağın…
Haydi Nihan zihnini toparla ve başla…

Okul Hayatı

Can artık okula gitsin istiyorum. Kendimi iyice adapte ettim sayılır. Evdeki oyunlar sınırlı kalmaya başladı. Hep aynı şeyleri tekrar ediyorlar. Kendisi de bu sefer değişik televizyon programlarına takılmaya başladı. Çünkü oyuncaklarından sıkılıyor artık. Şimdi bu çocuğa hayır televizyon seğretmen sakıncalı diyebilir miyim? Yapacak daha iyi bir alternatif sunamazsam diyemem öyle değil mi?
Kışın okula gitmesin hastalık sayısını azaltalım diye düşündüğümüzü yazmıştım, sanki hiç hasta olmadı 🙂 düşücem ters tepti, acaba Mart ayında ufaktan başlatsam mı diyorum.
Bakıcımız Can 6 aylıkken işe başlayan ve halen de Can’ın yanında devam eden bir teyze. Can onu çok seviyor doğal olarak, hani yerinde oturup duran biri de değil, yarış da yapıyorlar, top da oynuyorlar, hertürlü faaliyet suluboya, resim, hamur işleri, kesme yapıştırma ne ararsan var, şarkılar danslar ama sonuçta hepsi de dönüp dönüp yeniden başlıyor. Can’ın yeni çocuklarla tanışmaya ihtiyacı var. Geçen cumartesi Selinnaz’ın doğumgününde yeni çocuklar gördü, onların davranışlarını takip etti, onları çok ilginç bulduğunu hissettim. 🙂 Okula başlayınca evdeki saf ve korunmuş halinin kalmayacağını düşündüm. Arkadaşlarının davranış şekillerini kopyalayacağını ve hatta değişik huylar edineceğini görebiliyorum. Bazılarını seveceğim, bazılarını sevmeyeceğim muhakkak.
Okula başlayınca daha sosyal olacağı kesin, insanların arasına daha rahatlıkla girebilecek, hiç rahatsızlık hissetmeyecek, çekingenliği azalacak, belki daha çok konuşacak vs. ama istemediğim bir şey var ki o da vaktinden önce birşeyleri öğrenmesi. Bir dolu annenin tersine ben çocuğumun bir an önce büyümesini istemiyorum. Büyükmüş gibi olgun davranışlar içine girmesini de istemiyorum. Yapay bir saygı yapay bir laf dinleme kısacası mecbur olduğu için birşey yapmasını istemiyorum. Çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasını istiyorum. İnatsa inat olsun ağlamaksa istediği kadar ağlasın oyuncağını vermeyecekse vermesin yemek istemiyorsa yemesin hepsini memnuniyetle kabul ediyorum. Ama bir okulda olmazsa olmaz kuralların olması gerektiğini de elbette biliyorum. Çeşitli durumların içinde olması ona çeşitli halleri kazandıracak mutlaka. Yalnızca okulla birlikte gelen büyümeyi dikkatli takip edeceğim, bu büyümenin yaşıyla paralel olmasına özen göstereceğim.
Bugünlük düşünceler bu kadar…