Tag: Küçük Şeyler

Portfolyo Sunumu

Can, C.tesi günü Küçük Şeyler’de bize sunum yaptı 🙂

Sadece 3 aydır devam etmesine rağmen öğretmeni onun da bu sunumu yapmasına karar vermiş.

Bizim için harika bir gösteriydi.

Faaliyetlerini anlattı, danslarını yaptı, spor hareketlerini yaptı, çok heyecanlıydı. Yaptığı faaliyetleri anlatırken kendinden geçti resmen 🙂 öğretmeni heyecanlı olduğu için hızlı hızlı konuştuğunu söyledi 🙂

ama normalde konuşması çok daha tane tane dedi.

Can’ı bütün öğretmenlerinin çok sevdiğini gördük, gurur duyduk oğlumuzla.

İngilizce hariç bütün yaptıklarına bayıldım. İngilizce’de çocuğumun 3 yaşındayken bildiği kelimeleri söyletti öğretmeni 🙁 üç yaşındayken yirmiye kadar sayan çocuğa on’a kadar saydırttı 🙁 Nasıl yani dedim bu mudur? 🙁

Yok balık resmi gösteriyor bizimki fish diyor, ekmek resmi gösteriyor bizimki bread diyor .. e zaten biliyordu bunları kaç senedir çocuk! bir tek ingilizce öğretmeniyle ilgili bir gıcıklık yaşadım o kadar :

 

Kaygı kaygı kaygı… can’a kadar ulaşan kaygılarımız :(

Dün Küçük Şeyler anaokulu’nda veli toplantısı yapıldı :)))))))))) ilk toplantımız!
Okan ilk defa Can’ın öğretmeniyle birebir konuştu, Can’ın gelişimiyle ilgili bilgiler aldı. Ben az çok bilen taraftım ama ben de bu toplantıdan bir dolu farkındalıkla ayrıldım diyebilirim.

Can’ın genel durumu süper ve hatta süper ötesi! Faaliyetlere katılımı çok iyi, müzik derslerinde katılım süperin de ötesinde imiş. Şarkı söylerken kendinden geçiyor dediler :)) Daha önceki okulundan getirdiği bazı olumsuzlukları da üzerinden atmış durumda.

Şimdii benim öğrendiklerime gelelim:
Her türlü KAYGI hali, çocuğu olumsuz etkiliyor. Bu iki kere iki dört.
Benim kaygılarım aynen çocuğa geçiyor. Her ne konuda olursa olsun kaygılanırsak o konuya daha da dikkat çekiyoruz demektir. Dikkati kaygılı duruma yoğunlaştırmak ise o durumu bol bol yaşamak demek. Olay budur yani.
Elbette biliyordum, ama ben anne olarak kendi kaygılı hallerimin az olmadığını gördüm tekrar.
Mesela Okan’ın Can’ın sağlık durumuyla ilgili kaygıları anormal bir seviyede. Bu konuyu orada kendisi açtı. Psikolog Emel hanım bunun ileride iki tane ciddi sonucu olabileceğini söyledi. 1- Hastalık hastası bir insan olmak 2- İkincil kazanç olarak bu durumu kullanan bir insan haline gelmek. Okan da bu duruma dikkat etmesi gerektiğini bir kez daha duymuş oldu.
Ama orada ayrıca benim fark ettiğim sadece bu konu değil, CANIN GENEL BÜYÜMESİYLE İLGİLİ FARKLI KAYGILARI doldurup duruyoruz zihnimize… Babası da ben de .. farklı kaygılarımız var ama ortak olan şey şu ki, hepsi Can’ın zihnine bir şekilde işleniyor. Ve o bu kaygıları doğru şeylermiş gibi öğrenip, hayatta kendisine öğrenme ve yaşama stratejisi olarak bu temelde programlar yazıyor…

Bu öyle birkaç tane falan değil. Bir dolu kaygılar hayatımızı kaplıyor. Ufak da olsa kaygı kaygıdır.

Küçük Şeyler!

Merhaba,
Oğlum Küçük Şeyler’e başlayalı 3 ay ve 10 gün oldu. 10 günü saymıyorum yarım yamalak ben oradayken falan geçti. Tam olarak 3 aydır -hastalıkları saymazsak- her gün ne kadar doğru bir hareket yaptığımı görüyorum.
Eylül’de TED ANKARA Koleji’ne başlayacak ve Küçük Şeyler’i bırakmak zorunda kalacağız.
Bu önemli adımı atmadan önce, Can’ın oryantasyon sürecini mümkün olabildiğince POZİTİF bir şekilde arkamızda bırakmamızda en önemli rolü oynayan SONGÜL öğretmenimize şahsen minnettarım.
Aynı şansın TED’de de devam etmesini diliyorum.

Ama öyle içimde kaldı ki arkadaşlar, bir bebeğim daha olursa KÜÇÜK ŞEYLER’e iki yaşında haydi yallah diyip göndereceğim!
Bendeki bu sevgide, öğretmenimiz kadar okul müdürümüz Funda hanım ve psikoloğumuz Emel hanım’ın da etkisi var. Çok başarılı bir iş çıkartıyorlar bence.

Şimdi sırada TED macerası var.. görücez bakalım…

Çocuk sosyalleşme süreci ve ana okulu

Üç-dört yaşlarında çocuklar birbirlerinin oyunlarına katılmadan, arkadaşları ile yan yana oyunlar oynarlar. Bu başkaları ile ilişki kurmanın ve sosyalleşmennin ilk adımlarıdır. Bizlerden sürekli onur kırıcı, baskı koyucu, yön belirleyici yaklaşımlar gelir. “Hadi çocuğum oynasanıza, bak ne güzel kardeş, hadi bakayım arkadaş olun…” Halbuki bu dönem “yan yana” oyun dönemi değil. Aynı cinsin davranışları yan gözle izlenir.

diyor Sabiha Paktuna. Her zamanki gibi muhteşem söylemiş çünkü çocuk beyniyle ve çocuk algısıyla yaklaşarak bakıyor olaya..

Bir yetişkin gibi baktığında nasıl da herşey ters gidiyor oysa.. Bütün mücadele bundan kaynaklanmıyor mu yetişkinin çocuğunu bir an önce kendi gibi yapmaya çalışmasından?? bir an önce paylaşsın, bencil olmasın, olgun olsun, sözden anlasın, kendi isteklerini arka plana atmayı bilsin, beklemeyi bilsin, acele etmesin ooooooo milyonlarca istek…. ve bu konuda yapılan beyin yıkama operasyonları süreeerr gider…

bir gün gelir ve çocuk artık annenin söylediği gibi olmaya başlar, anne gurur duyar kendiyle, çocuğumu eğittim!!… ‘bak şunun çocuğu hala annesiyle inatlaşıyor, bak şunun oğlu hala şımarık sürekli kendi dediği olsun istiyor, eğitememişler çocuklarını’ der!!

O çocuklara bakınca içim cız ediyor… O susmuş.. susturulmuş çocuklara…

O küçücük bedenlerinde büyük büyük davranışlar içinde olan çocuklara…

Gözlerdeki o ışıltı bastırılmış, o soru sorma içgüdüsü kaybolmuş çocuklara, o bencil olma arzusunu bastırmak zorunda kalan çocuklara,

o su birikintilerine atlama isteği kalmamış çocuklara…

Sabiha Paktuna okuyun… içtenlikle öneririm..