Tag: Sabiha Paktuna

Okul öncesi ..

Ne zaman başlamalı?

Okul öncesi eğitimden söz etmeden önce, erken uyaranın zararlarından söz etmek gerekir. Şöyle ki; nasıl henüz yürüme yeteneğini kazanmamış bir bebeği erken bastırmak yürüme sistemlerini zedelerse, zihin yapılarında henüz gelişmemiş sistemlere bir uyaran vermek de beyni zedeler. Buradan yola çıkarak öncelikle erken eğitimin ne olması gerektiği tartışılmalıdır.Erken eğitim yazı öğretmek okumayı öğretmek bilgi yüklemek anlamında ise bu erken uyarandır. Okuma ve yazma yeteneği için gereken dikkat mekanizmaları 4. yaştan itibaren gelişmeye başlar. O da önce ses, yani hece kavramı daha sonra 6. yaştan itibaren de grafik, yani yazı kavramı kazanılır. Kaldı ki 6. yaşta pek çok çocukta fizyolojik yani doğal bir disleksik süreç görülebilir.
O halde okul öncesi eğitim ne olmalıdır?
Bunun için çocuk beyninin okul öncesi dönemde ne olduğuna bakmak gerekir. Yukarıda 0-3 yaşın kendine özgü sensori-motor dönem olduğu çocuğun ağlatılmadan yaşamsal ihtiyaçlarının giderilmesinin gerektiğinden bahsetmiştik ki, bu dönem zihin ve zeka yapıları ancak bu emniyet zemininde filizlenir.Dört yaş çocuğu diğerlerini fark etmeye ve onların zihinlerini okumaya başlar. İşte geleceğin kendini ve diğerlerini yönetebilen yani lider bireyinin temel taşı budur. O nedenle bu dönemde aynı yaştaki çocukların YÖNETİLİP YÖNLENDİRİLMEDEN bir arada yaşayabilmelerine olanak verebiliyor olmak bu dönemdeki eğitimin esası olmalıdır.

Beş yaş çocuğuna gelince, bu dönemde beyinde gelecekteki olağanüstü şartlara adaptasyonun alt yapısı oluşmaktadır. Bu çocuklukta ortaya çıkan hayal gücüdür. Çocuğun hayal gücü ile yalan karıştırılmamalıdır. Bu dönemde dürüst olmak adına çocuğa gerçekler verilmemelidir. Bu dönemde eğitimin esasını da çocuk beyninin bu gücünü geliştirecek sistemler oluşturmalıdır. Burada istenen teknolojiye başvurulabileceği gibi çocuk dağ tepe değişik mekanlara götürülerek hayal gücünün gelişmesine katkıda bulunulabilinir.

Demek istediğim okul öncesi eğitim kağıt-kalem-bilgi döngüsünün erken yaşa çekilmesi asla değildir.

Sevgilerimle,

Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskin

http://www.sabihakeskin.com/makale11.html

Çocuk Can mıdır Canan mı?

http://www.sabihakeskin.com/makale5.html

Çocuk hem candır hem de canan.

Çocuk genetik materyali taşıyor olması bakımından candır. Ancak ödül merkezleri farklı olduğundan canandır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, onun genlerini taşıyor olmasına rağmen ebeveyn  çocuk için can değil sadece canandır. Genlerin itici gücü geçmişe değil geleceğe yöneliktir.

Görülüyor ki ailenin genetik materyali anne için farklı, çocuk için farklı anlam ifade etmektedir. O nedenle, saçın süpürge edildiği çocuktan bunun karşılığını beklemek abestir.

Annenin saçını süpürge ettiği kendi genlerini koruma ve geleceğe  aktarma içgüdüsüdür. Bu içgüdü, annenin  davranışlarını kendi ödül merkezleri doğrultusunda ve düşünce sistemlerine çıkmadan, yani otomatik olarak belirler. Genler geleceğe taşınmaya  programlıdırlar, geçmişe değil.
O nedenle çocuk için annenin genlerini korumak içgüdüsü de yoktur, davranışı da! Sever korur o başka, ama anneninki gibi değil.

Çocuğun annesine kendisine yaklaştığı gibi yaklaşamıyor olması anneyi üzer mi?
a. Çok üzer

b. Üzer
c. Üzebilir
d. Bilmiyorum

Üzer, ama üzmemelidir. Yukarıda açıklanan içgüdüsel davranışlar insanın bilinçli kontrolünde değildir. Adı üzerinde  içgüdüseldirler, leyleklerin göç etme davranışları gibi.

İçgüdüsel davranışların kendilerine özgü nedenleri vardır. Bu davranışlar değiştirilemez, değiştirilmemelidir, hatta değiştirilmeye yeltenilmemelidir.  Bu farkındalık çerçevesinde davranabilmek, doğayı takip etmek ve ona uygun davranabilmektir. Doğanın aksine hareket edilemez.

Empatiyi hangisi tarif eder?
a. Diğerlerinin üzüntülerini anlayabilmektir
b. Diğerlerinin sevinçlerini anlayabilmektir
c. Diğerlerinin dertlerini dert edinmektir
d. Kendi ve diğerlerinin zihinlerinin farklı olduğunu fark etmektir

Doğru yanıt (d) şıkkıdır. Empati diğerlerinin hissettiklerini, duygu ve düşüncelerini adeta kendisi hissedermişçesine hissetmek değildir. Ayrıca bu mümkün değildir.

Diğerlerinin duygu ve düşüncelerinin yani zihinlerinin farklı olduğunu fark edebilmek empati için gerekli şarttır. Sadece diğerlerinin zihinsel yapılarını fark etmek ve farklı olduğunu eleştirisiz kabul etmek yeterlidir.

(Sabiha Paktuna Keskin)

Çözüm Bekleyen Nedir?

Çözüm bekleyen davranış değil, davranışı ortaya çıkaran ihtiyaçtır.

Çocuk ile yetişkin arasında ortaya çıkan gerginliklerin çözümünde öncelikle anlaşılması gereken; hedef alınması gerekinin, davranışın bizzat kendisi olmayıp, davranışı ortaya çıkaran, yani altta yatan dürtünün hedeflenmesi olduğudur. Dürtüler duyguları harekete geçirerek davranışın ortaya çıkmasına neden olurlar. O nedenle, davranışlar değil, altta yatan dürtülerin anlaşılması önemlidir. Örneğin:
huysuz, huzursuz, hırçın davranışların altında karşılanmamış ihtiyaçlar, dolayısı ile gerginlik, mutsuzluk vardır.
İnatçı tutumun altında, karşı tarafın önerilerini red vardır.
Yalan söyleme gibi kandırma davranışlarının altında, başarısızlık, yeteneksizlik vardır.
Saldırgan davranışların altında ise çaresizlik vardır.

“Anne İş’te”
Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin

Davranışın Altında Yatan Dürtü

Çocuğun davranışları her değişim döneminde farklı özellikler içerir. Çünkü, davranışları; içinde bulunulan yaşa ait dürtüler belirler. Dürtüler, o yaş döneminin sonunda kazanılması gereken aşamanın kazanılması için gerekli olan içsel motor güçtür. Sonuç olarak, yaşa özgü olan bu içsel tepkilerin belirlediği çocuk davranışlarının neden ve niçinleri, yetişkin mantığı ile açıklanamaz, anlaşılamaz.
Bu davranışları anlamak için, bu içsel dinamikleri anlamak ve bu bağlamda onun davranışlarını yorumlamak, dolayısı ile bu doğrultuda bir tutum belirlemek gerekir.
Çocuğun içsel dinamiklerinden habersiz ise yetişkin mantığı bu tutumu rasyonel bulmaz. Böyle bir yetişkin bakış açısı ile yönlendirilmek de çocuğun dinamiklerine, bir başka deyişle doğanın gidişine uymaz. Nitekim canlı ile ilgili bilimler masa arkası bilimler değildir. Yani, masanın arkasında oturup, güneşin bir sonraki gün batıdan doğuşunu beklemek gerçekleri yansıtmaz. Canlı bilimleri doğayı takip edip ortalamayı vermek durumundadır. Böyle olunca çocuk davranışlarının yetişkin mantığı ile açıklanmasında ısrar etmek abesle iştigaldir.
Daha da vahimi, yetişmesinde çevresel uyaranların neredeyse yarı yarıya etkili olduğu çocukluk döneminde, gerçekleri yansıtmayan bir tutumda ısrar ediyor olmanın çocuğun şekillenmesinde kalıcı olumsuz etkisinin ortaya çıkacağıdır. Çocuğa doğru yaklaşımın esası, çocuk davranışlarını takip edip doğru yorumlamaktadır. Hiçbir yorum yapılamıyorsa, en doğrusu çocuğu germeyecek yaklaşımın benimsenmesidir.

“Anne İş’te”
Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin
Boyut Yayınları