Tag: tekamül

İnsanın üst versiyonları..

Bilgisayarların, telefonların, elektronik her türlü cihazın yazılımlarının güncellemeleri, üst versiyonları çıkıyor öyle değil mi.. Peki biz insanların da üst versiyonları olmaz mı?

Biraz beyin fırtınası yapalım..

Hakikaten bizim de robota benzeyen taraflarımız yok mu?

Her gün aynısını aynı şekilde yaptığımız davranışlarımız?

Her gün aynı şekilde gelen etkilere aynı şekilde verdiğimiz tepkilerimiz?

Her gün aynı yere aynı yoldan gitmemiz..

Her sabah yatağın aynı tarafından kalkmamız..

Aynı şeyleri aynı duygularla yiyor olmamız…

Vay be 🙂 aslında farklı olarak yaptığımız şeyleri düşünüp saymalıydım belki de çünkü bu yukarıdaki liste hiç bitmeyecek 🙂

Evet, bizlerde otomatik davranışlarımız ve otomatik tepkilerimizle bir makineye benziyoruz.. Dolayısıyla bizim de üst versiyonlarımız olabilir!

Aslında insan hiç de bu açıdan kendisine bakmıyor.. “Kendimin daha üst versiyonlarına nasıl ulaşabilirim” sorusunu hiç sormuyor kendisine.

Ben soruyorum. Ve biliyorum ki insan şuurlandıkça kendi boyutunda kendinin daha üst versiyonlarını tecrübe edebiliyor.. Bu yüzden de hayat benim için bir okul. Bir öğrenme mekanı. Her an ve her saniye bir öğrenme fırsatı. Arkadaşlarımla sohbette konuları sürekli deşmemin sebebi bu, öğrenme hevesi! Kendime yeni bir şey katma hevesi. Bir iş toplantısında bile benim için ön planda olan şey yeni farkındalıklar sonra yeni öğrenmeler.. Kendini keşfetmenin keyfini hiç yaşadınız mı, bu muhteşem bir his!

 

Hayatın yanında olmak..

Ne demek?

Bir hayatın karşısında olanlar var bir de yanında olanlar. 

Yani ben öyle yorumluyorum. 

Yanında olmak ‘onunla birlikte akmak’ demek.. O’na güvenmek onun getireceklerine teslim olmak demek. Ne getirirse getirsin içinde şükredecek bir durumun olduğunu bilerek yaşamak demek. Acı çekmemek demek değil veya umursamadan yaşamak demek değil. Belki en çok da onlar yaşıyor tüm zorlukları. Sadece şikayet etmiyorlar çünkü karşılarında bir düşman yok. Aksine yol açan bir rehber var. Adı da hayat.. Eskilerin “vardır bunda da bir hayır..” dedikleri gibi.. Hayatın yanında olunca; markette cüzdanınızı düşürdüğünüz zaman sizi arayıp cüzdanınız bizde gelip alabilirsiniz diyen birileri oluyor, arabanızın kapısını açık unutup gittiğinizde yine sizi bulup haber verenler oluyor, önemli bir toplantı öncesinde bir evrak eksik götürdüğünüzde o evraka şu anda ihtiyacımız yok diyenler oluyor, yurt dışında öğrenciyken paranız bittiğinde ailenize söylemek istemediğinizde bile bankada birdenbire size yollanmış bir para bulduğunuz oluyor.

Seneler geçtiğinde dönüp baktığımız pek çok olayda, “isyan etmiştim ama iyi ki yaşamışım çok şey öğrendim” dediğimiz anlar vardır ya, kasıldığımız o anlarda hayatın yanında olamadığımızı anlamalıyız sanırım.  

Hayatın karşısında olanlar ise günün büyük kısmını tehlikelerden korunmak için yaşarlar. Hasta olmamak için, işten kovulmamak için, aç kalmamak için, birisini kaybetmemek için vs… sanki karşılarında bir düşman var ve onlar o düşmanla savaşmak için doğmuşlar.. 

Mücadelenin de pozitif yapılanı ve negatif yapılanı var galiba. Pozitifsek mücadele sırasındaki düşmelere çok aldırmıyoruz, ama negatifsek düşmelere aşırı öfkelenip kendimize zarar veriyoruz. 

 

Çocuklar Büyüyor ve Biz de…

Küçükken bir an önce büyüsün isteriz, büyüyünce de ne güzeldi eski günler deriz..

Niye hep içinde olduğumuz AN’ı değilde başka bir AN’ı istiyoruz?

Hep bir sonraki AN için özlem duyuyoruz?

Çok acaip bir mutsuz olma iştahı var herkeste..

Gerçekten insan dışında hiçbir varlık kendisine bu kadar acı çektirmeye istekli değil şu dünyada..

Daha yukarıdan bakmak bu kadar zor olamaz, çıldırdığımız her hangi bir durumda o ortamdan çıkmak (zihinsel olarak) ve daha yukarıdan bakmak ve olayın ne kadar da anlamsız olduğunu görmek, hele hele çıldıracak bir şey hiç olmadığını görebilmek lazım. İşte bunu biz hangi anlarda idrak ediyoruz biliyor musunuz, çok büyük acılar yaşadığımız zaman idrak ediyoruz. “Ya ben ne küçük, ne önemsiz şeylere kızmışım, üzülmüşüm bu güne kadar” deyip….

Evet çocuklar ebeveynlerin sınırlarını genişletmekle görevliler sanki.. Sanırım büyüme çağında annenin hem çok yorgun hem çok kızgın ama bir o kadar da yoğun zihinsel ve ruhsal gelişimi yaşandığı için o dönem bittiğinde bu kadar çok özleniyor..  Çünkü olayların bağırış çağırışın içinde hep sınırları genişletme esneme hareketleri var.. Dolayısyla bir gelişim var.. Çocuklar kendi hayatlarını kurduğunda yine sıkıntılar bitmiyor tabi çünkü gelişim için sıkıntı şart.

Yani büyümelerine şahit olmak hem güzel hem de yorucu. Çocuklarımız bizim şükür sebebimiz, keşke her anlarını zevkle yaşayabilsek..