Daily Archives: 5 Şubat 2010

3-6 yaş çocuğunda mantık

Cansız objeleri canlı olarak algılıyorlar!

Bardak elinden düşüp kırılsa, aynı şekilde düşen ikinci bir bardağın kırılabileceği yorumunu yapamıyor. Anlatsanız bile anlayamıyor. Sadece onun elinden düşen ilk bardak kırılmıştır. Ona göre bu, o bardağa özgü bir durumdur. Belki de o bardak zavallı bir bardaktır, mutlaka ya hastadır ya yorgundur belki de üzgündür, ya da işte öyle bir şeydir. Benzer şekilde, sezgileri ve hayal gücüyle, objelerin canlı olduğunu zanneder. Annesinin “bir daha bardağını masanın kenarına koyarsan, yine düşürür kırarsın” mantığını algılaması mümkün değildir. Bu yaş çocuğunun mantığının özelliklerini bilen bir annenin, ikinci kez bardağını masa kenarına koyduğu için kıran çocuğuna bağırıp çağırması da mümkün değildir. En azından bu anne, bağırmak ile çocuğun bir sonraki sefere bardak kırmaması arasında bir ilişki kuramayacağını bilir. Oysa çocuk mantığından bihaber bir anne cephesinde bu olay:
Ben sana dememişmiydimmm! çığlıkları ile nihayetlenir.
Çocuk cephesinde ise:
Kesinlikle bu bardak üzerindeki ördek resminden düşmüştür gibi işlevsel olmayan özgün bir mantıktan ibarettir.

(Prof. Dr.Sabiha Paktuna Keskin)

Olumlu Davranış, Olumsuz Davranış

Beynin temel amacı bireyin çevreye uyum sağlamasıdır. Bunun için, doğumla birlikte çevresel uyaranlar bireyin gelecekteki davranışlarını belirleyecek biçimde kaydedilir. Esas olarak kaydolan uyaranlar değil, uyaranların bireyin ihtiyaçlarını karşılıyor olup olmadıklarıdır. İhtiyaçları karşılayan uyaranlar, gelecekte yaklaşma davranışını ortaya çıkaracak biçimde, karşılanamayanlar ise gelecekte uzaklaşma davranışını ortaya çıkaracak biçimde kodlanırlar. Yaklaşma ve uzaklaşma davranışlarının ortaya çıkabilmesi için, uyaranlar olumlu ve olmusuz duygularla eşleşerek kaydedilirler.

Nitekim bir kişinin bir uyarana yaklaşması ya da uzaklaşması da bu olumlu ya da olumsuz duygu algıları ile yapılmış kodlama ile mümkündür. O nedenle, duyguların çeşitliliğinden çok, olumlu ya da olumsuz komponentleri önemlidir. Davranışı belirleyen esas öğe de budur. Ruhsal ihtiyaçlar doyumsuz ise olumsuz, doygun ise olumlu duygular ortaya çıkar. Olumsuz duygular bireyi ihtiyacının varlığından haberdar eder. Bu farkındalık, ihtiyacı karşılayacak davranışın ortaya çıkmasını sağlayacak itici gücü, yani motivasyonu ortaya çıkarır. Bireyi söz konusu davranışa yönelten ihtiyacına ulaşma motivasyonu, yani dürtüdür. Oysa karşı tarafın fark ettiği bütün bunların son durağı olan davranıştır.

Oysa çözüm bekleyen davranış değil, davranışı ortaya çıkaran ihtiyaçtır.

“Anne İş’te”
Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskin